Temel kelime (lemma) אִם
Türkçe anlam: eğer, şayet
Dilbilgisel yapı: bağlaç
Bu yapının kullanımı: 154 kez
Teknik kod
HCTORA’DA KELİME
eğer, şayet · eğer; ancak eğer; şu şartla ki · anne
Bu İbranice biçim Tora’da 188 kez, 172 farklı ayette görülür.
Vayikra haadam şem işto hava ki hi hayeta em kol hay.
וַיִּקְרָ֧א הָֽאָדָ֛ם שֵׁ֥ם אִשְׁתּ֖וֹ חַוָּ֑ה כִּ֛י הִ֥וא הָֽיְתָ֖ה אֵ֥ם כָּל־חָֽי׃
İnsan karısına Hava adını verdi; çünkü o, bütün yaşayanların annesiydi.
Halo im tetiv seet veim lo tetiv lapetah hatat rovets veeleha teşukato veata timşal bo.
הֲל֤וֹא אִם־תֵּיטִיב֙ שְׂאֵ֔ת וְאִם֙ לֹ֣א תֵיטִ֔יב לַפֶּ֖תַח חַטָּ֣את רֹבֵ֑ץ וְאֵלֶ֙יךָ֙ תְּשׁ֣וּקָת֔וֹ וְאַתָּ֖ה תִּמְשָׁל־בּֽוֹ׃
“İyi davranırsan kabul görmez misin? Ama iyi davranmazsan günah kapıda pusuya yatmıştır. Arzusu sana yöneliktir; sen ise ona hükmetmelisin.”
Halo hol haarets lefaneha hipared na mealay im hasemol veemina veim hayamin veasmeila.
הֲלֹ֤א כָל־הָאָ֙רֶץ֙ לְפָנֶ֔יךָ הִפָּ֥רֶד נָ֖א מֵעָלָ֑י אִם־הַשְּׂמֹ֣אל וְאֵימִ֔נָה וְאִם־הַיָּמִ֖ין וְאַשְׂמְאִֽילָה׃
Bütün ülke önünde değil mi? Lütfen benden ayrıl. Sen sola gidersen ben sağa, sen sağa gidersen ben sola gideyim.”
Vesamti et zaraha kaafar haarets aşer im yuhal iş limnot et afar haarets gam zaraha yimane.
וְשַׂמְתִּ֥י אֶֽת־זַרְעֲךָ֖ כַּעֲפַ֣ר הָאָ֑רֶץ אֲשֶׁ֣ר ׀ אִם־יוּכַ֣ל אִ֗ישׁ לִמְנוֹת֙ אֶת־עֲפַ֣ר הָאָ֔רֶץ גַּֽם־זַרְעֲךָ֖ יִמָּנֶֽה׃
Soyunu yeryüzünün tozu gibi yapacağım. Bir insan yeryüzünün tozunu sayabilirse senin soyun da sayılabilir.
İm mihut vead seroh naal veim ekah mikol aşer lah velo tomar ani heeşarti et avram.
אִם־מִחוּט֙ וְעַ֣ד שְׂרֽוֹךְ־נַ֔עַל וְאִם־אֶקַּ֖ח מִכָּל־אֲשֶׁר־לָ֑ךְ וְלֹ֣א תֹאמַ֔ר אֲנִ֖י הֶעֱשַׁ֥רְתִּי אֶת־אַבְרָֽם׃
Senin olan hiçbir şeyi, bir iplikten bir sandal bağına kadar hiçbir şeyi almayacağım. ‘Avram’ı ben zengin ettim’ diyemeyeceksin.
Vehine devar Adonay elav lemor lo yiraşeha ze ki im aşer yetse mimeeha u yiraşeha.
וְהִנֵּ֨ה דְבַר־יְהוָ֤ה אֵלָיו֙ לֵאמֹ֔ר לֹ֥א יִֽירָשְׁךָ֖ זֶ֑ה כִּי־אִם֙ אֲשֶׁ֣ר יֵצֵ֣א מִמֵּעֶ֔יךָ ה֖וּא יִֽירָשֶֽׁךָ׃
Adonay’ın sözü ona şöyle geldi: “Bu adam sana mirasçı olmayacak. Senin kendi bedeninden çıkacak olan sana mirasçı olacak.”
Vayotse oto hahutsa vayomer habet na haşamayma usefor hakohavim im tuhal lispor otam vayomer lo ko yihye zareha.
וַיּוֹצֵ֨א אֹת֜וֹ הַח֗וּצָה וַיֹּ֙אמֶר֙ הַבֶּט־נָ֣א הַשָּׁמַ֗יְמָה וּסְפֹר֙ הַכּ֣וֹכָבִ֔ים אִם־תּוּכַ֖ל לִסְפֹּ֣ר אֹתָ֑ם וַיֹּ֣אמֶר ל֔וֹ כֹּ֥ה יִהְיֶ֖ה זַרְעֶֽךָ׃
Onu dışarı çıkarıp, “Göğe bak; sayabilirsen yıldızları say” dedi. Sonra ona, “Senin soyun böyle olacak” dedi.
Vayomar Adonay im na matsati hen beeneha al na taavor meal avdeha.
וַיֹּאמַ֑ר אֲדֹנָ֗י אִם־נָ֨א מָצָ֤אתִי חֵן֙ בְּעֵינֶ֔יךָ אַל־נָ֥א תַעֲבֹ֖ר מֵעַ֥ל עַבְדֶּֽךָ׃
“Efendim, eğer gözünde lütuf bulduysam lütfen kulunun yanından geçip gitme” dedi.
Vayomer Adonay im emtsa visdom hamişim tsadikim betoh hair venasati lehol hamakom baavuram.
וַיֹּ֣אמֶר יְהוָ֔ה אִם־אֶמְצָ֥א בִסְדֹ֛ם חֲמִשִּׁ֥ים צַדִּיקִ֖ם בְּת֣וֹךְ הָעִ֑יר וְנָשָׂ֥אתִי לְכָל־הַמָּק֖וֹם בַּעֲבוּרָֽם׃
Adonay, “Sedom’da, kentin içinde elli dürüst kişi bulursam onların hatırına bütün o yeri bağışlayacağım” dedi.
Ulay yahserun hamişim hatsadikim hamişa hataşhit bahamişa et kol hair vayomer lo aşhit im emtsa şam arbaim vahamişa.
א֠וּלַי יַחְסְר֞וּן חֲמִשִּׁ֤ים הַצַּדִּיקִם֙ חֲמִשָּׁ֔ה הֲתַשְׁחִ֥ית בַּחֲמִשָּׁ֖ה אֶת־כָּל־הָעִ֑יר וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אַשְׁחִ֔ית אִם־אֶמְצָ֣א שָׁ֔ם אַרְבָּעִ֖ים וַחֲמִשָּֽׁה׃
Belki elli dürüst kişi beş eksiktir. Beş kişi yüzünden bütün kenti yok mu edeceksin?” Adonay, “Orada kırk beş kişi bulursam yok etmeyeceğim” dedi.
Vayomer al na yihar ladonay vaadabera ulay yimatseun şam şeloşim vayomer lo eese im emtsa şam şeloşim.
וַ֠יֹּאמֶר אַל־נָ֞א יִ֤חַר לַֽאדֹנָי֙ וַאֲדַבֵּ֔רָה אוּלַ֛י יִמָּצְא֥וּן שָׁ֖ם שְׁלֹשִׁ֑ים וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אֶֽעֱשֶׂ֔ה אִם־אֶמְצָ֥א שָׁ֖ם שְׁלֹשִֽׁים׃
Avraam, “Efendim öfkelenmesin; konuşayım” dedi. “Belki orada otuz kişi bulunur.” Adonay, “Orada otuz kişi bulursam bunu yapmayacağım” dedi.
Veata hişavea li velohim hena im tişkor li ulenini ulenehdi kahesed aşer asiti imeha taase imadi veim haarets aşer garta bah.
וְעַתָּ֗ה הִשָּׁ֨בְעָה לִּ֤י בֵֽאלֹהִים֙ הֵ֔נָּה אִם־תִּשְׁקֹ֣ר לִ֔י וּלְנִינִ֖י וּלְנֶכְדִּ֑י כַּחֶ֜סֶד אֲשֶׁר־עָשִׂ֤יתִי עִמְּךָ֙ תַּעֲשֶׂ֣ה עִמָּדִ֔י וְעִם־הָאָ֖רֶץ אֲשֶׁר־גַּ֥רְתָּה בָּֽהּ׃
Şimdi burada Tanrı adına bana ant iç: Bana, oğluma ve torunuma hainlik etmeyeceksin. Ben sana nasıl iyilik gösterdiysem sen de bana ve yabancı olarak yaşadığın ülkeye öyle davranacaksın.”
Vayedaber itam lemor im yeş et nafşehem likbor et meti milefanay şemauni ufigu li beefron ben tsohar.
וַיְדַבֵּ֥ר אִתָּ֖ם לֵאמֹ֑ר אִם־יֵ֣שׁ אֶֽת־נַפְשְׁכֶ֗ם לִקְבֹּ֤ר אֶת־מֵתִי֙ מִלְּפָנַ֔י שְׁמָע֕וּנִי וּפִגְעוּ־לִ֖י בְּעֶפְר֥וֹן בֶּן־צֹֽחַר׃
Onlara şöyle dedi: “Ölümü önümden kaldırıp gömmemi kabul ediyorsanız beni dinleyin. Tsohar’ın oğlu Efron’a benim için ricada bulunun.
Vayedaber el efron beozne am haarets lemor ah im ata lu şemaeni natati kesef hasade kah mimeni veekbera et meti şama.
וַיְדַבֵּ֨ר אֶל־עֶפְר֜וֹן בְּאָזְנֵ֤י עַם־הָאָ֙רֶץ֙ לֵאמֹ֔ר אַ֛ךְ אִם־אַתָּ֥ה ל֖וּ שְׁמָעֵ֑נִי נָתַ֜תִּי כֶּ֤סֶף הַשָּׂדֶה֙ קַ֣ח מִמֶּ֔נִּי וְאֶקְבְּרָ֥ה אֶת־מֵתִ֖י שָֽׁמָּה׃
Ülke halkının duyacağı biçimde Efron’a, “Ama lütfen beni dinle” dedi. “Tarlanın parasını veriyorum. Benden kabul et de ölümü oraya gömeyim.”
Vatehal lehaşkoto vatomer gam ligmaleha eşav ad im kilu liştot.
וַתְּכַ֖ל לְהַשְׁקֹת֑וֹ וַתֹּ֗אמֶר גַּ֤ם לִגְמַלֶּ֙יךָ֙ אֶשְׁאָ֔ב עַ֥ד אִם־כִּלּ֖וּ לִשְׁתֹּֽת׃
Ona içirmeyi bitirince, “Develerin için de, içmeyi bitirinceye kadar su çekeceğim” dedi.
Vehaiş miştae lah mahariş ladaat hahitsliah Adonay darko im lo.
וְהָאִ֥ישׁ מִשְׁתָּאֵ֖ה לָ֑הּ מַחֲרִ֕ישׁ לָדַ֗עַת הַֽהִצְלִ֧יחַ יְהוָ֛ה דַּרְכּ֖וֹ אִם־לֹֽא׃
Adam, Adonay’ın yolculuğunu başarıya ulaştırıp ulaştırmadığını anlamak için sessizce onu dikkatle izliyordu.
Vayusam lefanav leehol vayomer lo ohal ad im dibarti devaray vayomer daber.
ויישם [וַיּוּשַׂ֤ם] לְפָנָיו֙ לֶאֱכֹ֔ל וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אֹכַ֔ל עַ֥ד אִם־דִּבַּ֖רְתִּי דְּבָרָ֑י וַיֹּ֖אמֶר דַּבֵּֽר׃
Önüne yemek kondu. Ama o, “Söyleyeceklerimi söylemeden yemeyeceğim” dedi. Lavan, “Söyle” dedi.
İm lo el bet avi teleh veel mişpahti velakahta işa livni.
אִם־לֹ֧א אֶל־בֵּית־אָבִ֛י תֵּלֵ֖ךְ וְאֶל־מִשְׁפַּחְתִּ֑י וְלָקַחְתָּ֥ אִשָּׁ֖ה לִבְנִֽי׃
Babamın evine, ailemin yanına gidecek ve oğluma bir eş alacaksın.’
Vaavo hayom el haayin vaomar Adonay elohe adoni avraham im yeşha na matsliah darki aşer anohi holeh aleha.
וָאָבֹ֥א הַיּ֖וֹם אֶל־הָעָ֑יִן וָאֹמַ֗ר יְהוָה֙ אֱלֹהֵי֙ אֲדֹנִ֣י אַבְרָהָ֔ם אִם־יֶשְׁךָ־נָּא֙ מַצְלִ֣יחַ דַּרְכִּ֔י אֲשֶׁ֥ר אָנֹכִ֖י הֹלֵ֥ךְ עָלֶֽיהָ׃
Bugün pınarın başına geldim ve şöyle dedim: ‘Efendim Avraam’ın Tanrısı Adonay! Lütfen gittiğim bu yolu başarılı kılacaksan,
Veata im yeşhem osim hesed veemet et adoni hagidu li veim lo hagidu li veefne al yamin o al semol.
וְ֠עַתָּה אִם־יֶשְׁכֶ֨ם עֹשִׂ֜ים חֶ֧סֶד וֶֽאֱמֶ֛ת אֶת־אֲדֹנִ֖י הַגִּ֣ידוּ לִ֑י וְאִם־לֹ֕א הַגִּ֣ידוּ לִ֔י וְאֶפְנֶ֥ה עַל־יָמִ֖ין א֥וֹ עַל־שְׂמֹֽאל׃
Şimdi efendime iyilik ve sadakat gösterecekseniz bana söyleyin. Göstermeyecekseniz onu da söyleyin ki sağa ya da sola yöneleyim.”
Vayitrotsatsu habanim bekirbah vatomer im ken lama ze anohi vateleh lidroş et Adonay.
וַיִּתְרֹֽצֲצ֤וּ הַבָּנִים֙ בְּקִרְבָּ֔הּ וַתֹּ֣אמֶר אִם־כֵּ֔ן לָ֥מָּה זֶּ֖ה אָנֹ֑כִי וַתֵּ֖לֶךְ לִדְרֹ֥שׁ אֶת־יְהוָֽה׃
Çocuklar onun içinde birbirleriyle itişiyordu. Rivka, “Böyleyse neden bu haldeyim?” dedi ve Adonay’a danışmaya gitti.
İm taase imanu raa kaaşer lo negaanuha vehaaşer asinu imeha rak tov vaneşalehaha beşalom ata ata beruh Adonay.
אִם־תַּעֲשֵׂ֨ה עִמָּ֜נוּ רָעָ֗ה כַּאֲשֶׁר֙ לֹ֣א נְגַֽעֲנ֔וּךָ וְכַאֲשֶׁ֨ר עָשִׂ֤ינוּ עִמְּךָ֙ רַק־ט֔וֹב וַנְּשַׁלֵּֽחֲךָ֖ בְּשָׁל֑וֹם אַתָּ֥ה עַתָּ֖ה בְּר֥וּךְ יְהוָֽה׃
Biz sana dokunmadığımız, sana yalnız iyilik yaptığımız ve seni esenlikle gönderdiğimiz gibi sen de bize kötülük yapma. Sen artık Adonay’ın kutsadığı birisin.”
Vayomer yitshak el yaakov geşa na vaamuşeha beni haata ze beni esav im lo.
וַיֹּ֤אמֶר יִצְחָק֙ אֶֽל־יַעֲקֹ֔ב גְּשָׁה־נָּ֥א וַאֲמֻֽשְׁךָ֖ בְּנִ֑י הַֽאַתָּ֥ה זֶ֛ה בְּנִ֥י עֵשָׂ֖ו אִם־לֹֽא׃
Yitshak, Yaakov’a, “Lütfen yaklaş da sana dokunayım, oğlum” dedi. “Gerçekten oğlum Esav mısın, değil misin, anlayayım.”
Vatomer rivka el yitshak katsti vehayay mipene benot het im lokeah yaakov işa mibenot het kaele mibenot haarets lama li hayim.
וַתֹּ֤אמֶר רִבְקָה֙ אֶל־יִצְחָ֔ק קַ֣צְתִּי בְחַיַּ֔י מִפְּנֵ֖י בְּנ֣וֹת חֵ֑ת אִם־לֹקֵ֣חַ יַ֠עֲקֹב אִשָּׁ֨ה מִבְּנֽוֹת־חֵ֤ת כָּאֵ֙לֶּה֙ מִבְּנ֣וֹת הָאָ֔רֶץ לָ֥מָּה לִּ֖י חַיִּֽים׃
Rivka, Yitshak’a, “Het kızları yüzünden yaşamaktan bezdim” dedi. “Yaakov da bu ülkenin kızlarından, bunlar gibi Het kızlarından birini eş alırsa yaşamın benim için ne anlamı kalır?”
Vayişlah yitshak et yaakov vayeleh padena aram el lavan ben betuel haarami ahi rivka em yaakov veesav.
וַיִּשְׁלַ֤ח יִצְחָק֙ אֶֽת־יַעֲקֹ֔ב וַיֵּ֖לֶךְ פַּדֶּ֣נָֽה אֲרָ֑ם אֶל־לָבָ֤ן בֶּן־בְּתוּאֵל֙ הָֽאֲרַמִּ֔י אֲחִ֣י רִבְקָ֔ה אֵ֥ם יַעֲקֹ֖ב וְעֵשָֽׂו׃
Yitshak, Yaakov’u gönderdi. Yaakov, Padan-Aram’a, Arami Betuel’in oğlu Lavan’ın yanına gitti. Lavan, Yaakov ile Esav’ın annesi Rivka’nın erkek kardeşiydi.
Vehine anohi imah uşemartiha behol aşer teleh vahaşivotiha el haadama hazot ki lo eezaveha ad aşer im asiti et aşer dibarti lah.
וְהִנֵּ֨ה אָנֹכִ֜י עִמָּ֗ךְ וּשְׁמַרְתִּ֙יךָ֙ בְּכֹ֣ל אֲשֶׁר־תֵּלֵ֔ךְ וַהֲשִׁ֣בֹתִ֔יךָ אֶל־הָאֲדָמָ֖ה הַזֹּ֑את כִּ֚י לֹ֣א אֶֽעֱזָבְךָ֔ עַ֚ד אֲשֶׁ֣ר אִם־עָשִׂ֔יתִי אֵ֥ת אֲשֶׁר־דִּבַּ֖רְתִּי לָֽךְ׃
İşte, ben seninleyim. Gittiğin her yerde seni koruyacak ve bu toprağa geri getireceğim. Sana söylediklerimi yerine getirinceye kadar seni bırakmayacağım.”
Vayira vayomar ma nora hamakom haze en ze ki im bet Elohim veze şaar haşamayim.
וַיִּירָא֙ וַיֹּאמַ֔ר מַה־נּוֹרָ֖א הַמָּק֣וֹם הַזֶּ֑ה אֵ֣ין זֶ֗ה כִּ֚י אִם־בֵּ֣ית אֱלֹהִ֔ים וְזֶ֖ה שַׁ֥עַר הַשָּׁמָֽיִם׃
Korkuya kapılıp, “Bu yer ne kadar heybetli!” dedi. “Burası Tanrı’nın evinden başka bir yer değil; burası göğün kapısı!”
Vayidar yaakov neder lemor im yihye Elohim imadi uşemarani badereh haze aşer anohi holeh venatan li lehem leehol uveged lilboş.
וַיִּדַּ֥ר יַעֲקֹ֖ב נֶ֣דֶר לֵאמֹ֑ר אִם־יִהְיֶ֨ה אֱלֹהִ֜ים עִמָּדִ֗י וּשְׁמָרַ֙נִי֙ בַּדֶּ֤רֶךְ הַזֶּה֙ אֲשֶׁ֣ר אָנֹכִ֣י הוֹלֵ֔ךְ וְנָֽתַן־לִ֥י לֶ֛חֶם לֶאֱכֹ֖ל וּבֶ֥גֶד לִלְבֹּֽשׁ׃
Yaakov şöyle adakta bulundu: “Tanrı benimle olur, çıktığım bu yolculukta beni korur, bana yiyecek ekmek ve giyecek giysi verirse,
Vayomer elav lavan im na matsati hen beeneha nihaşti vayevaraheni Adonay biglaleha.
וַיֹּ֤אמֶר אֵלָיו֙ לָבָ֔ן אִם־נָ֛א מָצָ֥אתִי חֵ֖ן בְּעֵינֶ֑יךָ נִחַ֕שְׁתִּי וַיְבָרֲכֵ֥נִי יְהוָ֖ה בִּגְלָלֶֽךָ׃
Lavan ona, “Eğer gözünde beğeni bulduysam, lütfen kal” dedi. “Fal yoluyla anladım ki Adonay senin yüzünden beni kutsadı.”
Vayomer ma eten lah vayomer yaakov lo titen li meuma im taase li hadavar haze aşuva ere tsoneha eşmor.
וַיֹּ֖אמֶר מָ֣ה אֶתֶּן־לָ֑ךְ וַיֹּ֤אמֶר יַעֲקֹב֙ לֹא־תִתֶּן־לִ֣י מְא֔וּמָה אִם־תַּֽעֲשֶׂה־לִּי֙ הַדָּבָ֣ר הַזֶּ֔ה אָשׁ֛וּבָה אֶרְעֶ֥ה צֹֽאנְךָ֖ אֶשְׁמֹֽר׃
Lavan, “Sana ne vereyim?” diye sordu. Yaakov şöyle dedi: “Bana bir şey vermene gerek yok. Şu dediğimi yaparsan sürünü yeniden güder, korurum.
İm ko yomar nekudim yihye sehareha veyaledu hol hatson nekudim veim ko yomar akudim yihye sehareha veyaledu hol hatson akudim.
אִם־כֹּ֣ה יֹאמַ֗ר נְקֻדִּים֙ יִהְיֶ֣ה שְׂכָרֶ֔ךָ וְיָלְד֥וּ כָל־הַצֹּ֖אן נְקֻדִּ֑ים וְאִם־כֹּ֣ה יֹאמַ֗ר עֲקֻדִּים֙ יִהְיֶ֣ה שְׂכָרֶ֔ךָ וְיָלְד֥וּ כָל־הַצֹּ֖אן עֲקֻדִּֽים׃
‘Ücretin benekliler olacak’ dediğinde bütün sürü benekli yavrular doğuruyordu. ‘Ücretin çizgililer olacak’ dediğinde de bütün sürü çizgili yavrular doğuruyordu.
İm teane et benotay veim tikah naşim al benotay en iş imanu ree Elohim ed beni uveneha.
אִם־תְּעַנֶּ֣ה אֶת־בְּנֹתַ֗י וְאִם־תִּקַּ֤ח נָשִׁים֙ עַל־בְּנֹתַ֔י אֵ֥ין אִ֖ישׁ עִמָּ֑נוּ רְאֵ֕ה אֱלֹהִ֥ים עֵ֖ד בֵּינִ֥י וּבֵינֶֽךָ׃
“Kızlarıma kötü davranır ya da onların üzerine başka eşler alırsan, yanımızda kimse bulunmasa da unutma: Tanrı seninle benim aramda tanıktır.”
Ed hagal haze veeda hamatseva im ani lo eevor eleha et hagal haze veim ata lo taavor elay et hagal haze veet hamatseva hazot leraa.
עֵ֚ד הַגַּ֣ל הַזֶּ֔ה וְעֵדָ֖ה הַמַּצֵּבָ֑ה אִם־אָ֗נִי לֹֽא־אֶֽעֱבֹ֤ר אֵלֶ֙יךָ֙ אֶת־הַגַּ֣ל הַזֶּ֔ה וְאִם־אַ֠תָּה לֹא־תַעֲבֹ֨ר אֵלַ֜י אֶת־הַגַּ֥ל הַזֶּ֛ה וְאֶת־הַמַּצֵּבָ֥ה הַזֹּ֖את לְרָעָֽה׃
“Bu yığın tanık, bu anıt da tanık olsun: Ben sana kötülük etmek için bu yığını geçmeyeceğim; sen de bana kötülük etmek için bu yığını ve bu anıtı geçmeyeceksin.
Vayomer im yavo esav el hamahane haahat vehikau vehaya hamahane hanişar lifleta.
וַיֹּ֕אמֶר אִם־יָב֥וֹא עֵשָׂ֛ו אֶל־הַמַּחֲנֶ֥ה הָאַחַ֖ת וְהִכָּ֑הוּ וְהָיָ֛ה הַמַּחֲנֶ֥ה הַנִּשְׁאָ֖ר לִפְלֵיטָֽה׃
“Esav bir kampa gelip saldırırsa öteki kamp kurtulabilir” dedi.
Hatsileni na miyad ahi miyad esav ki yare anohi oto pen yavo vehikani em al banim.
הַצִּילֵ֥נִי נָ֛א מִיַּ֥ד אָחִ֖י מִיַּ֣ד עֵשָׂ֑ו כִּֽי־יָרֵ֤א אָנֹכִי֙ אֹת֔וֹ פֶּן־יָב֣וֹא וְהִכַּ֔נִי אֵ֖ם עַל־בָּנִֽים׃
Lütfen beni kardeşimin elinden, Esav’ın elinden kurtar. Çünkü gelip bana, annelere ve çocuklara saldırmasından korkuyorum.
Vayomer şaleheni ki ala haşahar vayomer lo aşalehaha ki im berahtani.
וַיֹּ֣אמֶר שַׁלְּחֵ֔נִי כִּ֥י עָלָ֖ה הַשָּׁ֑חַר וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אֲשַֽׁלֵּחֲךָ֔ כִּ֖י אִם־בֵּרַכְתָּֽנִי׃
Adam, “Bırak beni, gün ağarıyor” dedi. Yaakov, “Beni kutsamadıkça seni bırakmam” diye cevap verdi.
Vayomer lo yaakov yeamer od şimha ki im yisrael ki sarita im Elohim veim anaşim vatuhal.
וַיֹּ֗אמֶר לֹ֤א יַעֲקֹב֙ יֵאָמֵ֥ר עוֹד֙ שִׁמְךָ֔ כִּ֖י אִם־יִשְׂרָאֵ֑ל כִּֽי־שָׂרִ֧יתָ עִם־אֱלֹהִ֛ים וְעִם־אֲנָשִׁ֖ים וַתּוּכָֽל׃
“Artık adın Yaakov değil, İsrael olacak” dedi. “Çünkü Tanrı’nın meleğiyle ve insanlarla mücadele ettin ve üstün geldin.”
Vayomer yaakov al na im na matsati hen beeneha velakahta minhati miyadi ki al ken raiti faneha kirot pene Elohim vatirtseni.
וַיֹּ֣אמֶר יַעֲקֹ֗ב אַל־נָא֙ אִם־נָ֨א מָצָ֤אתִי חֵן֙ בְּעֵינֶ֔יךָ וְלָקַחְתָּ֥ מִנְחָתִ֖י מִיָּדִ֑י כִּ֣י עַל־כֵּ֞ן רָאִ֣יתִי פָנֶ֗יךָ כִּרְאֹ֛ת פְּנֵ֥י אֱלֹהִ֖ים וַתִּרְצֵֽנִי׃
Yaakov, “Lütfen, hayır!” dedi. “Gözünde beğeni bulduysam armağanımı elimden kabul et. Çünkü senin yüzünü görmek, Tanrı’nın meleğinin yüzünü görmek gibi oldu; beni hoş karşıladın.
Ah bezot neot lahem im tihyu hamonu lehimol lahem kol zahar.
אַךְ־בְּזֹ֖את נֵא֣וֹת לָכֶ֑ם אִ֚ם תִּהְי֣וּ כָמֹ֔נוּ לְהִמֹּ֥ל לָכֶ֖ם כָּל־זָכָֽר׃
Ancak şu koşulla size razı oluruz: Siz de bizim gibi olacak, aranızdaki her erkeği sünnet edeceksiniz.
Vayomer lo Elohim şimha yaakov lo yikare şimha od yaakov ki im yisrael yihye şemeha vayikra et şemo yisrael.
וַיֹּֽאמֶר־ל֥וֹ אֱלֹהִ֖ים שִׁמְךָ֣ יַעֲקֹ֑ב לֹֽא־יִקָּרֵא֩ שִׁמְךָ֨ ע֜וֹד יַעֲקֹ֗ב כִּ֤י אִם־יִשְׂרָאֵל֙ יִהְיֶ֣ה שְׁמֶ֔ךָ וַיִּקְרָ֥א אֶת־שְׁמ֖וֹ יִשְׂרָאֵֽל׃
Tanrı ona, “Adın Yaakov” dedi. “Artık sana Yaakov denmeyecek; adın İsrael olacak.” Böylece ona İsrael adını verdi.
Vayomeru lo ehav hamaloh timloh alenu im maşol timşol banu vayosifu od seno oto al halomotav veal devarav.
וַיֹּ֤אמְרוּ לוֹ֙ אֶחָ֔יו הֲמָלֹ֤ךְ תִּמְלֹךְ֙ עָלֵ֔ינוּ אִם־מָשׁ֥וֹל תִּמְשֹׁ֖ל בָּ֑נוּ וַיּוֹסִ֤פוּ עוֹד֙ שְׂנֹ֣א אֹת֔וֹ עַל־חֲלֹמֹתָ֖יו וְעַל־דְּבָרָֽיו׃
Kardeşleri ona, “Sen gerçekten üzerimize kral mı olacaksın? Bize hüküm mü süreceksin?” dediler. Rüyalarından ve sözlerinden dolayı ondan daha da çok nefret ettiler.
Vayeşalehu et ketonet hapasim vayaviu el avihem vayomeru zot matsanu haker na haketonet binha hi im lo.
וַֽיְשַׁלְּח֞וּ אֶת־כְּתֹ֣נֶת הַפַּסִּ֗ים וַיָּבִ֙יאוּ֙ אֶל־אֲבִיהֶ֔ם וַיֹּאמְר֖וּ זֹ֣את מָצָ֑אנוּ הַכֶּר־נָ֗א הַכְּתֹ֧נֶת בִּנְךָ֛ הִ֖וא אִם־לֹֽא׃
Süslü entariyi babalarına gönderip ulaştırdılar. “Bunu bulduk” dediler. “Bir bak, oğlunun entarisi mi, değil mi?”
Vayeda onan ki lo lo yihye hazara vehaya im ba el eşet ahiv veşihet artsa levilti netan zera leahiv.
וַיֵּ֣דַע אוֹנָ֔ן כִּ֛י לֹּ֥א ל֖וֹ יִהְיֶ֣ה הַזָּ֑רַע וְהָיָ֞ה אִם־בָּ֨א אֶל־אֵ֤שֶׁת אָחִיו֙ וְשִׁחֵ֣ת אַ֔רְצָה לְבִלְתִּ֥י נְתָן־זֶ֖רַע לְאָחִֽיו׃
Onan, doğacak soyun kendisine ait sayılmayacağını biliyordu. Bu yüzden kardeşinin eşiyle birlikte olduğunda kardeşine soy vermemek için menisini yere boşaltıyordu.
Vayomer anohi aşalah gedi izim min hatson vatomer im titen eravon ad şaleheha.
וַיֹּ֕אמֶר אָנֹכִ֛י אֲשַׁלַּ֥ח גְּדִֽי־עִזִּ֖ים מִן־הַצֹּ֑אן וַתֹּ֕אמֶר אִם־תִּתֵּ֥ן עֵרָב֖וֹן עַ֥ד שָׁלְחֶֽךָ׃
“Sürüden bir oğlak gönderirim” dedi. Tamar, “Gönderinceye kadar bir rehin verirsen olur” diye cevap verdi.
Vayaazov kol aşer lo beyad yosef velo yada ito meuma ki im halehem aşer u ohel vayehi yosef yefe toar vife mare.
וַיַּעֲזֹ֣ב כָּל־אֲשֶׁר־לוֹ֮ בְּיַד־יוֹסֵף֒ וְלֹא־יָדַ֤ע אִתּוֹ֙ מְא֔וּמָה כִּ֥י אִם־הַלֶּ֖חֶם אֲשֶׁר־ה֣וּא אוֹכֵ֑ל וַיְהִ֣י יוֹסֵ֔ף יְפֵה־תֹ֖אַר וִיפֵ֥ה מַרְאֶֽה׃
Sahip olduğu her şeyi Yosef’in eline bıraktı. Yosef varken yediği yemek dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyordu. Yosef güzel hatlı, güzel görünüşlüydü.
Enenu gadol babayit haze mimeni velo hasah mimeni meuma ki im otah baaşer at işto veeh eese haraa hagedola hazot vehatati lelohim.
אֵינֶ֨נּוּ גָד֜וֹל בַּבַּ֣יִת הַזֶּה֮ מִמֶּנִּי֒ וְלֹֽא־חָשַׂ֤ךְ מִמֶּ֙נִּי֙ מְא֔וּמָה כִּ֥י אִם־אוֹתָ֖ךְ בַּאֲשֶׁ֣ר אַתְּ־אִשְׁתּ֑וֹ וְאֵ֨יךְ אֶֽעֱשֶׂ֜ה הָרָעָ֤ה הַגְּדֹלָה֙ הַזֹּ֔את וְחָטָ֖אתִי לֵֽאלֹהִֽים׃
Bu evde benden daha yetkili değil. Senden başka hiçbir şeyi benden esirgemedi; çünkü sen onun karısısın. Nasıl böyle büyük bir kötülük yapıp Tanrı’ya karşı günah işlerim?”
Ki im zehartani iteha kaaşer yitav lah veasita na imadi hased vehizkartani el paro vehotsetani min habayit haze.
כִּ֧י אִם־זְכַרְתַּ֣נִי אִתְּךָ֗ כַּאֲשֶׁר֙ יִ֣יטַב לָ֔ךְ וְעָשִֽׂיתָ־נָּ֥א עִמָּדִ֖י חָ֑סֶד וְהִזְכַּרְתַּ֙נִי֙ אֶל־פַּרְעֹ֔ה וְהוֹצֵאתַ֖נִי מִן־הַבַּ֥יִת הַזֶּֽה׃
Ama durumun iyileştiğinde beni de hatırla. Lütfen bana iyilik et, Firavun’a benden söz et ve beni bu evden çıkar.
Bu ayette 2 kez
Bezot tibahenu he faro im tetseu mize ki im bevo ahihem hakaton hena.
בְּזֹ֖את תִּבָּחֵ֑נוּ חֵ֤י פַרְעֹה֙ אִם־תֵּצְא֣וּ מִזֶּ֔ה כִּ֧י אִם־בְּב֛וֹא אֲחִיכֶ֥ם הַקָּטֹ֖ן הֵֽנָּה׃
“Sizi şöyle sınayacağım: Firavun’un yaşamı üzerine yemin ederim, en küçük kardeşiniz buraya gelmedikçe buradan çıkamayacaksınız.
İm kenim atem ahihem ehad yeaser bevet mişmarhem veatem lehu haviu şever raavon batehem.
אִם־כֵּנִ֣ים אַתֶּ֔ם אֲחִיכֶ֣ם אֶחָ֔ד יֵאָסֵ֖ר בְּבֵ֣ית מִשְׁמַרְכֶ֑ם וְאַתֶּם֙ לְכ֣וּ הָבִ֔יאוּ שֶׁ֖בֶר רַעֲב֥וֹן בָּתֵּיכֶֽם׃
Dürüst insanlarsanız, kardeşlerinizden biri tutulduğunuz yerde tutuklu kalsın. Siz gidip aç kalan ev halklarınıza tahıl götürün.
Vayomer reuven el aviv lemor et şene vanay tamit im lo avienu eleha tena oto al yadi vaani aşivenu eleha.
וַיֹּ֤אמֶר רְאוּבֵן֙ אֶל־אָבִ֣יו לֵאמֹ֔ר אֶת־שְׁנֵ֤י בָנַי֙ תָּמִ֔ית אִם־לֹ֥א אֲבִיאֶ֖נּוּ אֵלֶ֑יךָ תְּנָ֤ה אֹתוֹ֙ עַל־יָדִ֔י וַאֲנִ֖י אֲשִׁיבֶ֥נּוּ אֵלֶֽיךָ׃
Reuven babasına, “Onu sana geri getirmezsem iki oğlumu öldürebilirsin” dedi. “Onu bana emanet et; sana geri getireceğim.”
Dilbilgisel çözümleme
Aynı yazılı biçim bağlama göre birden fazla temel kelimeye veya dilbilgisel yapıya sahip olabilir. Aşağıdaki çözümlemelerin tamamı Tora’daki gerçek kullanımlardan gelir.
Temel kelime (lemma) אִם
Türkçe anlam: eğer, şayet
Dilbilgisel yapı: bağlaç
Bu yapının kullanımı: 154 kez
HCTemel kelime (lemma) כִּי אם־
Türkçe anlam: eğer; ancak eğer; şu şartla ki
Dilbilgisel yapı: bağlaç
Bu yapının kullanımı: 30 kez
HCTemel kelime (lemma) אֵם
Türkçe anlam: anne
mother; "mother's house" = mother's household; mother > place of origin and sustenance; mother > faithful (town); mother > friend; "the mother of the way" = the parting of a way
Dilbilgisel yapı: isim, dişil, tekil, tamlayan
Bu yapının kullanımı: 3 kez
HNcfscTemel kelime (lemma) אֵם
Türkçe anlam: anne
mother; "mother's house" = mother's household; mother > place of origin and sustenance; mother > faithful (town); mother > friend; "the mother of the way" = the parting of a way
Dilbilgisel yapı: isim, dişil, tekil, mutlak
Bu yapının kullanımı: 1 kez
HNcfsaKelime dizini, nikud ve teamim işaretlerini yazılı kelime kimliğine katmaz. Kök, temel kelime ve Türkçe okunuş bağlantıları yalnız doğrulanmış kelime eşlemelerinden gelir; ToraOku eksik bağlantıları tahmin etmez.
Morfoloji ve temel kelime: Open Scriptures Hebrew Bible (OSHB) v2.2. Temel kelime–kök ilişkileri: Open Scriptures Hebrew Lexicon. Türkçe anlamlar yalnız editoryal olarak doğrulandıktan sonra gösterilir.