İbranice biçim פַרְעֹ֔ה
Lemma פַּרְעֹה
Kök: Kaynakta açık kök kaydı yok.
Türkçe anlam: Firavun; Mısır hükümdarlarının unvanı
Biçim: özel ad
Bu çözümleme: 44 kullanım
Teknik kod
HNpTORA OKUNUŞ DİZİNİ
Bu okunuş biçimi Tora’da 44 kez, 44 ayette geçer.
Aynı Türkçe okunuş farklı İbranice kelimelere karşılık gelebilir. Her çözümleme doğrulanmış ayet ve kelime sırası üzerinden gösterilir.
İbranice biçim פַרְעֹ֔ה
Lemma פַּרְעֹה
Kök: Kaynakta açık kök kaydı yok.
Türkçe anlam: Firavun; Mısır hükümdarlarının unvanı
Biçim: özel ad
Bu çözümleme: 44 kullanım
HNpOkunuş: ToraOku Türkçe okunuş katmanı. Morfoloji ve lemma: OSHB v2.2. Kök: Open Scriptures Hebrew Lexicon. Türkçe anlam yalnız editoryal olarak doğrulanmışsa gösterilir.
Okunuş kelimeleri, ayet içindeki kelime sırasıyla doğrulanmış İbranice morfoloji tokenlarına bağlanır. Açık Ketiv/Qere yerlerinde okunan Qere biçimi esas alınır; yazılı Ketiv ayrıca İbranice metinde korunur.
Vayiru otah sare faro vayehalelu otah el paro vatukah haişa bet paro.
וַיִּרְא֤וּ אֹתָהּ֙ שָׂרֵ֣י פַרְעֹ֔ה וַיְהַֽלְל֥וּ אֹתָ֖הּ אֶל־פַּרְעֹ֑ה וַתֻּקַּ֥ח הָאִשָּׁ֖ה בֵּ֥ית פַּרְעֹֽה׃
Firavun’un ileri gelenleri de onu gördüler ve Firavun’a övdüler. Kadın, Firavun’un sarayına götürüldü.
Vayikra faro leavram vayomer ma zot asita li lama lo higadta li ki işteha hi.
וַיִּקְרָ֤א פַרְעֹה֙ לְאַבְרָ֔ם וַיֹּ֕אמֶר מַה־זֹּ֖את עָשִׂ֣יתָ לִּ֑י לָ֚מָּה לֹא־הִגַּ֣דְתָּ לִּ֔י כִּ֥י אִשְׁתְּךָ֖ הִֽוא׃
Firavun Avram’ı çağırıp, “Bana bu yaptığın nedir?” dedi. “Onun karın olduğunu bana neden söylemedin?
Vayişal et serise faro aşer ito vemişmar bet adonav lemor madua penehem raim hayom.
וַיִּשְׁאַ֞ל אֶת־סְרִיסֵ֣י פַרְעֹ֗ה אֲשֶׁ֨ר אִתּ֧וֹ בְמִשְׁמַ֛ר בֵּ֥ית אֲדֹנָ֖יו לֵאמֹ֑ר מַדּ֛וּעַ פְּנֵיכֶ֥ם רָעִ֖ים הַיּֽוֹם׃
Efendisinin evinde kendisiyle birlikte gözaltında olan Firavun’un görevlilerine, “Bugün neden yüzünüz asık?” diye sordu.
Beod şeloşet yamim yisa faro et roşeha vahaşiveha al kaneha venatata hos paro beyado kamişpat harişon aşer hayita maşkeu.
בְּע֣וֹד ׀ שְׁלֹ֣שֶׁת יָמִ֗ים יִשָּׂ֤א פַרְעֹה֙ אֶת־רֹאשֶׁ֔ךָ וַהֲשִֽׁיבְךָ֖ עַל־כַּנֶּ֑ךָ וְנָתַתָּ֤ כוֹס־פַּרְעֹה֙ בְּיָד֔וֹ כַּמִּשְׁפָּט֙ הָֽרִאשׁ֔וֹן אֲשֶׁ֥ר הָיִ֖יתָ מַשְׁקֵֽהוּ׃
Üç gün içinde Firavun başını kaldıracak ve seni görevine geri getirecek. Eskiden ona sakilik yaptığın zamanki gibi Firavun’un kadehini eline vereceksin.
Beod şeloşet yamim yisa faro et roşeha mealeha vetala oteha al ets veahal haof et besareha mealeha.
בְּע֣וֹד ׀ שְׁלֹ֣שֶׁת יָמִ֗ים יִשָּׂ֨א פַרְעֹ֤ה אֶת־רֹֽאשְׁךָ֙ מֵֽעָלֶ֔יךָ וְתָלָ֥ה אוֹתְךָ֖ עַל־עֵ֑ץ וְאָכַ֥ל הָע֛וֹף אֶת־בְּשָׂרְךָ֖ מֵעָלֶֽיךָ׃
Üç gün içinde Firavun başını gövdenden ayıracak ve seni bir ağaca asacak. Kuşlar üzerindeki etini yiyecek.”
Veata yere faro iş navon vehaham vişiteu al erets mitsrayim.
וְעַתָּה֙ יֵרֶ֣א פַרְעֹ֔ה אִ֖ישׁ נָב֣וֹן וְחָכָ֑ם וִישִׁיתֵ֖הוּ עַל־אֶ֥רֶץ מִצְרָֽיִם׃
Şimdi Firavun anlayışlı ve bilge bir adam seçip onu Mısır ülkesinin başına koysun.
Yaase faro veyafked pekidim al haarets vehimeş et erets mitsrayim beşeva şene hasava.
יַעֲשֶׂ֣ה פַרְעֹ֔ה וְיַפְקֵ֥ד פְּקִדִ֖ים עַל־הָאָ֑רֶץ וְחִמֵּשׁ֙ אֶת־אֶ֣רֶץ מִצְרַ֔יִם בְּשֶׁ֖בַע שְׁנֵ֥י הַשָּׂבָֽע׃
Firavun ülkeye görevliler atasın. Yedi bolluk yılı boyunca Mısır ülkesinin ürününün beşte birini alsın.
Vayitav hadavar beene faro uveene kol avadav.
וַיִּיטַ֥ב הַדָּבָ֖ר בְּעֵינֵ֣י פַרְעֹ֑ה וּבְעֵינֵ֖י כָּל־עֲבָדָֽיו׃
Bu öneri Firavun’un ve bütün görevlilerinin hoşuna gitti.
Vayomer paro el yosef ani faro uviladeha lo yarim iş et yado veet raglo behol erets mitsrayim.
וַיֹּ֧אמֶר פַּרְעֹ֛ה אֶל־יוֹסֵ֖ף אֲנִ֣י פַרְעֹ֑ה וּבִלְעָדֶ֗יךָ לֹֽא־יָרִ֨ים אִ֧ישׁ אֶת־יָד֛וֹ וְאֶת־רַגְל֖וֹ בְּכָל־אֶ֥רֶץ מִצְרָֽיִם׃
Firavun, Yosef’e, “Ben Firavun’um” dedi. “Ama bütün Mısır ülkesinde senden izinsiz kimse elini ya da ayağını kaldırmayacak.”
Vayikra faro şem yosef tsafenat paneah vayiten lo et asenat bat poti fera kohen on leişa vayetse yosef al erets mitsrayim.
וַיִּקְרָ֨א פַרְעֹ֣ה שֵׁם־יוֹסֵף֮ צָֽפְנַ֣ת פַּעְנֵחַ֒ וַיִּתֶּן־ל֣וֹ אֶת־אָֽסְנַ֗ת בַּת־פּ֥וֹטִי פֶ֛רַע כֹּהֵ֥ן אֹ֖ן לְאִשָּׁ֑ה וַיֵּצֵ֥א יוֹסֵ֖ף עַל־אֶ֥רֶץ מִצְרָֽיִם׃
Firavun, Yosef’e Tsafenat-Paneah adını verdi. On’un rahibi Poti-Fera’nın kızı Asenat’ı ona eş olarak verdi. Yosef Mısır ülkesini dolaşmaya çıktı.
Veyosef ben şeloşim şana beamedo lifne paro meleh mitsrayim vayetse yosef milifne faro vayavor behol erets mitsrayim.
וְיוֹסֵף֙ בֶּן־שְׁלֹשִׁ֣ים שָׁנָ֔ה בְּעָמְד֕וֹ לִפְנֵ֖י פַּרְעֹ֣ה מֶֽלֶךְ־מִצְרָ֑יִם וַיֵּצֵ֤א יוֹסֵף֙ מִלִּפְנֵ֣י פַרְעֹ֔ה וַֽיַּעְבֹ֖ר בְּכָל־אֶ֥רֶץ מִצְרָֽיִם׃
Yosef, Mısır kralı Firavun’un huzuruna çıktığında otuz yaşındaydı. Firavun’un yanından ayrılıp bütün Mısır ülkesini dolaştı.
Bezot tibahenu he faro im tetseu mize ki im bevo ahihem hakaton hena.
בְּזֹ֖את תִּבָּחֵ֑נוּ חֵ֤י פַרְעֹה֙ אִם־תֵּצְא֣וּ מִזֶּ֔ה כִּ֧י אִם־בְּב֛וֹא אֲחִיכֶ֥ם הַקָּטֹ֖ן הֵֽנָּה׃
“Sizi şöyle sınayacağım: Firavun’un yaşamı üzerine yemin ederim, en küçük kardeşiniz buraya gelmedikçe buradan çıkamayacaksınız.
Şilhu mikem ehad veyikah et ahihem veatem heaseru veyibahanu divrehem haemet itehem veim lo he faro ki meragelim atem.
שִׁלְח֨וּ מִכֶּ֣ם אֶחָד֮ וְיִקַּ֣ח אֶת־אֲחִיכֶם֒ וְאַתֶּם֙ הֵאָ֣סְר֔וּ וְיִבָּֽחֲנוּ֙ דִּבְרֵיכֶ֔ם הַֽאֱמֶ֖ת אִתְּכֶ֑ם וְאִם־לֹ֕א חֵ֣י פַרְעֹ֔ה כִּ֥י מְרַגְּלִ֖ים אַתֶּֽם׃
İçinizden birini gönderin, kardeşinizi getirsin. Siz tutuklu kalacaksınız. Söyledikleriniz sınanacak, doğru söyleyip söylemediğiniz anlaşılacak. Doğru değilse, Firavun’un yaşamı üzerine yemin ederim, siz casussunuz!”
Vehakol nişma bet paro lemor bau ahe yosef vayitav beene faro uveene avadav.
וְהַקֹּ֣ל נִשְׁמַ֗ע בֵּ֤ית פַּרְעֹה֙ לֵאמֹ֔ר בָּ֖אוּ אֲחֵ֣י יוֹסֵ֑ף וַיִּיטַב֙ בְּעֵינֵ֣י פַרְעֹ֔ה וּבְעֵינֵ֖י עֲבָדָֽיו׃
“Yosef’in kardeşleri gelmiş” haberi Firavun’un sarayında duyuldu. Firavun da görevlileri de buna sevindi.
Vayaasu hen bene yisrael vayiten lahem yosef agalot al pi faro vayiten lahem tseda ladareh.
וַיַּֽעֲשׂוּ־כֵן֙ בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֔ל וַיִּתֵּ֨ן לָהֶ֥ם יוֹסֵ֛ף עֲגָל֖וֹת עַל־פִּ֣י פַרְעֹ֑ה וַיִּתֵּ֥ן לָהֶ֛ם צֵדָ֖ה לַדָּֽרֶךְ׃
İsrael’in oğulları böyle yaptı. Yosef, Firavun’un buyruğuyla onlara arabalar verdi; yol için yiyecek de verdi.
Umiktse ehav lakah hamişa anaşim vayatsigem lifne faro.
וּמִקְצֵ֣ה אֶחָ֔יו לָקַ֖ח חֲמִשָּׁ֣ה אֲנָשִׁ֑ים וַיַּצִּגֵ֖ם לִפְנֵ֥י פַרְעֹֽה׃
Kardeşlerinden beşini seçip Firavun’un karşısına çıkardı.
Vayave yosef et yaakov aviv vayaamideu lifne faro vayevareh yaakov et paro.
וַיָּבֵ֤א יוֹסֵף֙ אֶת־יַֽעֲקֹ֣ב אָבִ֔יו וַיַּֽעֲמִדֵ֖הוּ לִפְנֵ֣י פַרְעֹ֑ה וַיְבָ֥רֶךְ יַעֲקֹ֖ב אֶת־פַּרְעֹֽה׃
Yosef babası Yaakov’u getirip Firavun’un karşısına çıkardı. Yaakov, Firavun’u kutsadı.
Vayevareh yaakov et paro vayetse milifne faro.
וַיְבָ֥רֶךְ יַעֲקֹ֖ב אֶת־פַּרְעֹ֑ה וַיֵּצֵ֖א מִלִּפְנֵ֥י פַרְעֹֽה׃
Yaakov, Firavun’u kutsayıp huzurundan ayrıldı.
Vayoşev yosef et aviv veet ehav vayiten lahem ahuza beerets mitsrayim bemetav haarets beerets rameses kaaşer tsiva faro.
וַיּוֹשֵׁ֣ב יוֹסֵף֮ אֶת־אָבִ֣יו וְאֶת־אֶחָיו֒ וַיִּתֵּ֨ן לָהֶ֤ם אֲחֻזָּה֙ בְּאֶ֣רֶץ מִצְרַ֔יִם בְּמֵיטַ֥ב הָאָ֖רֶץ בְּאֶ֣רֶץ רַעְמְסֵ֑ס כַּאֲשֶׁ֖ר צִוָּ֥ה פַרְעֹֽה׃
Yosef babasını ve kardeşlerini yerleştirdi. Firavun’un buyurduğu gibi, onlara Mısır ülkesinin en iyi yerinde, Ramses bölgesinde mülk verdi.
Vayelaket yosef et kol hakesef hanimtsa veerets mitsrayim uveerets kenaan başever aşer hem şoverim vayave yosef et hakesef beta faro.
וַיְלַקֵּ֣ט יוֹסֵ֗ף אֶת־כָּל־הַכֶּ֙סֶף֙ הַנִּמְצָ֤א בְאֶֽרֶץ־מִצְרַ֙יִם֙ וּבְאֶ֣רֶץ כְּנַ֔עַן בַּשֶּׁ֖בֶר אֲשֶׁר־הֵ֣ם שֹׁבְרִ֑ים וַיָּבֵ֥א יוֹסֵ֛ף אֶת־הַכֶּ֖סֶף בֵּ֥יתָה פַרְעֹֽה׃
Yosef, satın alınan tahıl karşılığında Mısır ve Kenaan ülkelerindeki bütün parayı topladı. Bu parayı Firavun’un sarayına getirdi.
Vayaavru yeme vehito vayedaber yosef el bet paro lemor im na matsati hen beenehem daberu na beozne faro lemor.
וַיַּֽעַבְרוּ֙ יְמֵ֣י בְכִית֔וֹ וַיְדַבֵּ֣ר יוֹסֵ֔ף אֶל־בֵּ֥ית פַּרְעֹ֖ה לֵאמֹ֑ר אִם־נָ֨א מָצָ֤אתִי חֵן֙ בְּעֵ֣ינֵיכֶ֔ם דַּבְּרוּ־נָ֕א בְּאָזְנֵ֥י פַרְעֹ֖ה לֵאמֹֽר׃
Onun için yas günleri bitince Yosef, Firavun’un ev halkına şöyle dedi: “Eğer beni hoş tutmak istiyorsanız, lütfen Firavun’a şunları iletin:
Vayaal yosef likbor et aviv vayaalu ito kol avde faro zikne veto vehol zikne erets mitsrayim.
וַיַּ֥עַל יוֹסֵ֖ף לִקְבֹּ֣ר אֶת־אָבִ֑יו וַיַּֽעֲל֨וּ אִתּ֜וֹ כָּל־עַבְדֵ֤י פַרְעֹה֙ זִקְנֵ֣י בֵית֔וֹ וְכֹ֖ל זִקְנֵ֥י אֶֽרֶץ־מִצְרָֽיִם׃
Yosef babasını gömmek üzere yola çıktı. Firavun’un bütün görevlileri, sarayının ileri gelenleri ve Mısır ülkesinin bütün ileri gelenleri de onunla gitti.
Vayişma paro et hadavar haze vayevakeş laharog et moşe vayivrah moşe mipene faro vayeşev beerets midyan vayeşev al habeer.
וַיִּשְׁמַ֤ע פַּרְעֹה֙ אֶת־הַדָּבָ֣ר הַזֶּ֔ה וַיְבַקֵּ֖שׁ לַהֲרֹ֣ג אֶת־מֹשֶׁ֑ה וַיִּבְרַ֤ח מֹשֶׁה֙ מִפְּנֵ֣י פַרְעֹ֔ה וַיֵּ֥שֶׁב בְּאֶֽרֶץ־מִדְיָ֖ן וַיֵּ֥שֶׁב עַֽל־הַבְּאֵֽר׃
Firavun olayı duyunca Moşe’yi öldürmek istedi. Moşe Firavun’dan kaçıp Midyan ülkesine yerleşti. Bir kuyunun başında oturdu.
Vayomer Adonay el moşe belehteha laşuv mitsrayma ree kol hamofetim aşer samti veyadeha vaasitam lifne faro vaani ahazek et libo velo yeşalah et haam.
וַיֹּ֣אמֶר יְהוָה֮ אֶל־מֹשֶׁה֒ בְּלֶכְתְּךָ֙ לָשׁ֣וּב מִצְרַ֔יְמָה רְאֵ֗ה כָּל־הַמֹּֽפְתִים֙ אֲשֶׁר־שַׂ֣מְתִּי בְיָדֶ֔ךָ וַעֲשִׂיתָ֖ם לִפְנֵ֣י פַרְעֹ֑ה וַאֲנִי֙ אֲחַזֵּ֣ק אֶת־לִבּ֔וֹ וְלֹ֥א יְשַׁלַּ֖ח אֶת־הָעָֽם׃
Adonay, Moşe’ye şöyle dedi: “Mısır’a döndüğünde, yapma gücünü sana verdiğim bütün olağanüstü işleri Firavun’un önünde yapmaya dikkat et. Ama ben onun yüreğini katılaştıracağım; halkı salıvermeyecek.
Vayuku şotere bene yisrael aşer samu alehem nogese faro lemor madua lo hilitem hakehem lilbon kitmol şilşom gam temol gam hayom.
וַיֻּכּ֗וּ שֹֽׁטְרֵי֙ בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֔ל אֲשֶׁר־שָׂ֣מוּ עֲלֵהֶ֔ם נֹגְשֵׂ֥י פַרְעֹ֖ה לֵאמֹ֑ר מַדּ֡וּעַ לֹא֩ כִלִּיתֶ֨ם חָקְכֶ֤ם לִלְבֹּן֙ כִּתְמ֣וֹל שִׁלְשֹׁ֔ם גַּם־תְּמ֖וֹל גַּם־הַיּֽוֹם׃
Firavun’un görevlilerinin İsrael oğullarının başına koyduğu sorumlular dövüldü. Onlara, “Neden dün de bugün de eskisi kadar kerpiç yapmadınız?” denildi.
Vayomeru alehem yere Adonay alehem veyişpot aşer hivaştem et rehenu beene faro uveene avadav latet herev beyadam leharegenu.
וַיֹּאמְר֣וּ אֲלֵהֶ֔ם יֵ֧רֶא יְהוָ֛ה עֲלֵיכֶ֖ם וְיִשְׁפֹּ֑ט אֲשֶׁ֧ר הִבְאַשְׁתֶּ֣ם אֶת־רֵיחֵ֗נוּ בְּעֵינֵ֤י פַרְעֹה֙ וּבְעֵינֵ֣י עֲבָדָ֔יו לָֽתֶת־חֶ֥רֶב בְּיָדָ֖ם לְהָרְגֵֽנוּ׃
Onlara, “Adonay size bakıp hükmünü versin!” dediler. “Bizi Firavun’un ve görevlilerinin gözünde iğrenç duruma düşürdünüz; bizi öldürmeleri için ellerine kılıç verdiniz.”
Vayedaber moşe lifne Adonay lemor hen bene yisrael lo şameu elay veeh yişmaeni faro vaani aral sefatayim.
וַיְדַבֵּ֣ר מֹשֶׁ֔ה לִפְנֵ֥י יְהוָ֖ה לֵאמֹ֑ר הֵ֤ן בְּנֵֽי־יִשְׂרָאֵל֙ לֹֽא־שָׁמְע֣וּ אֵלַ֔י וְאֵיךְ֙ יִשְׁמָעֵ֣נִי פַרְעֹ֔ה וַאֲנִ֖י עֲרַ֥ל שְׂפָתָֽיִם׃ (פ)
Moşe, Adonay’ın huzurunda şöyle dedi: “İsrael oğulları bile beni dinlemedi. Firavun beni nasıl dinler? Üstelik ben konuşmakta güçlük çekiyorum.”
Ki yedaber alehem paro lemor tenu lahem mofet veamarta el aharon kah et mateha vehaşleh lifne faro yehi letanin.
כִּי֩ יְדַבֵּ֨ר אֲלֵכֶ֤ם פַּרְעֹה֙ לֵאמֹ֔ר תְּנ֥וּ לָכֶ֖ם מוֹפֵ֑ת וְאָמַרְתָּ֣ אֶֽל־אַהֲרֹ֗ן קַ֧ח אֶֽת־מַטְּךָ֛ וְהַשְׁלֵ֥ךְ לִפְנֵֽי־פַרְעֹ֖ה יְהִ֥י לְתַנִּֽין׃
“Firavun size, ‘Kendinizi kanıtlayacak olağanüstü bir iş gösterin’ derse, Aaron’a şöyle söyle: ‘Değneğini alıp Firavun’un önüne at.’ Değnek bir yılana dönüşecek.”
Vayavo moşe veaharon el paro vayaasu hen kaaşer tsiva Adonay vayaşleh aharon et mateu lifne faro velifne avadav vayehi letanin.
וַיָּבֹ֨א מֹשֶׁ֤ה וְאַהֲרֹן֙ אֶל־פַּרְעֹ֔ה וַיַּ֣עַשׂוּ כֵ֔ן כַּאֲשֶׁ֖ר צִוָּ֣ה יְהוָ֑ה וַיַּשְׁלֵ֨ךְ אַהֲרֹ֜ן אֶת־מַטֵּ֗הוּ לִפְנֵ֥י פַרְעֹ֛ה וְלִפְנֵ֥י עֲבָדָ֖יו וַיְהִ֥י לְתַנִּֽין׃
Moşe ile Aaron, Firavun’un yanına geldiler ve Adonay’ın buyurduğu gibi yaptılar. Aaron değneğini Firavun’un ve görevlilerinin önüne attı; değnek bir yılana dönüştü.
Vayaasu hen moşe veaharon kaaşer tsiva Adonay vayarem bamate vayah et hamayim aşer bayor leene faro uleene avadav vayehafehu kol hamayim aşer bayor ledam.
וַיַּֽעֲשׂוּ־כֵן֩ מֹשֶׁ֨ה וְאַהֲרֹ֜ן כַּאֲשֶׁ֣ר ׀ צִוָּ֣ה יְהוָ֗ה וַיָּ֤רֶם בַּמַּטֶּה֙ וַיַּ֤ךְ אֶת־הַמַּ֙יִם֙ אֲשֶׁ֣ר בַּיְאֹ֔ר לְעֵינֵ֣י פַרְעֹ֔ה וּלְעֵינֵ֖י עֲבָדָ֑יו וַיֵּהָֽפְכ֛וּ כָּל־הַמַּ֥יִם אֲשֶׁר־בַּיְאֹ֖ר לְדָֽם׃
Moşe ile Aaron, Adonay’ın buyurduğu gibi yaptılar. Aaron, Firavun’un ve görevlilerinin gözleri önünde değneği kaldırıp Nil’in sularına vurdu. Nil’deki bütün sular kana dönüştü.
Vayikra faro lemoşe uleaharon vayomer hatiru el Adonay veyaser hatsefardeim mimeni umeami vaaşaleha et haam veyizbehu ladonay.
וַיִּקְרָ֨א פַרְעֹ֜ה לְמֹשֶׁ֣ה וּֽלְאַהֲרֹ֗ן וַיֹּ֙אמֶר֙ הַעְתִּ֣ירוּ אֶל־יְהוָ֔ה וְיָסֵר֙ הַֽצְפַרְדְּעִ֔ים מִמֶּ֖נִּי וּמֵֽעַמִּ֑י וַאֲשַׁלְּחָה֙ אֶת־הָעָ֔ם וְיִזְבְּח֖וּ לַיהוָֽה׃
Firavun, Moşe ile Aaron’u çağırıp, “Adonay’a yakarın da kurbağaları benden ve halkımdan uzaklaştırsın” dedi. “Halkı salıvereceğim; Adonay’a kurban sunsunlar.”
Vayomer Adonay el moşe haşkem baboker vehityatsev lifne faro hine yotse hamayema veamarta elav ko amar Adonay şalah ami veyaavduni.
וַיֹּ֨אמֶר יְהוָ֜ה אֶל־מֹשֶׁ֗ה הַשְׁכֵּ֤ם בַּבֹּ֙קֶר֙ וְהִתְיַצֵּב֙ לִפְנֵ֣י פַרְעֹ֔ה הִנֵּ֖ה יוֹצֵ֣א הַמָּ֑יְמָה וְאָמַרְתָּ֣ אֵלָ֗יו כֹּ֚ה אָמַ֣ר יְהוָ֔ה שַׁלַּ֥ח עַמִּ֖י וְיַֽעַבְדֻֽנִי׃
Adonay, Moşe’ye şöyle dedi: “Sabah erkenden kalkıp Firavun’un karşısına dikil. Suya çıkacak. Ona şöyle söyle: ‘Adonay diyor ki: Halkımı salıver, bana kulluk etsinler.
Vayaas Adonay ken vayavo arov kaved beta faro uvet avadav uvehol erets mitsrayim tişahet haarets mipene hearov.
וַיַּ֤עַשׂ יְהוָה֙ כֵּ֔ן וַיָּבֹא֙ עָרֹ֣ב כָּבֵ֔ד בֵּ֥יתָה פַרְעֹ֖ה וּבֵ֣ית עֲבָדָ֑יו וּבְכָל־אֶ֧רֶץ מִצְרַ֛יִם תִּשָּׁחֵ֥ת הָאָ֖רֶץ מִפְּנֵ֥י הֶעָרֹֽב׃
Adonay öyle yaptı. Firavun’un ve görevlilerinin evlerine çok sayıda yırtıcı ve zehirli hayvan geldi. Bütün Mısır ülkesi bu hayvanlar yüzünden harap oldu.
Vayikra faro el moşe uleaharon vayomer lehu zivhu lelohehem baarets.
וַיִּקְרָ֣א פַרְעֹ֔ה אֶל־מֹשֶׁ֖ה וּֽלְאַהֲרֹ֑ן וַיֹּ֗אמֶר לְכ֛וּ זִבְח֥וּ לֵֽאלֹהֵיכֶ֖ם בָּאָֽרֶץ׃
Firavun, Moşe ile Aaron’u çağırıp, “Gidin, Tanrınız’a bu ülkede kurban sunun” dedi.
Vayomer Adonay el moşe veel aharon kehu lahem melo hofnehem piah kivşan uzerako moşe haşamayma leene faro.
וַיֹּ֣אמֶר יְהוָה֮ אֶל־מֹשֶׁ֣ה וְאֶֽל־אַהֲרֹן֒ קְח֤וּ לָכֶם֙ מְלֹ֣א חָפְנֵיכֶ֔ם פִּ֖יחַ כִּבְשָׁ֑ן וּזְרָק֥וֹ מֹשֶׁ֛ה הַשָּׁמַ֖יְמָה לְעֵינֵ֥י פַרְעֹֽה׃
Adonay, Moşe ile Aaron’a şöyle dedi: “Avuçlarınızı fırın isiyle doldurun. Moşe onu Firavun’un gözleri önünde göğe doğru savursun.
Vayikhu et piah hakivşan vayaamdu lifne faro vayizrok oto moşe haşamayema vayehi şehin avabuot poreah baadam uvabehema.
וַיִּקְח֞וּ אֶת־פִּ֣יחַ הַכִּבְשָׁ֗ן וַיַּֽעַמְדוּ֙ לִפְנֵ֣י פַרְעֹ֔ה וַיִּזְרֹ֥ק אֹת֛וֹ מֹשֶׁ֖ה הַשָּׁמָ֑יְמָה וַיְהִ֗י שְׁחִין֙ אֲבַעְבֻּעֹ֔ת פֹּרֵ֕חַ בָּאָדָ֖ם וּבַבְּהֵמָֽה׃
Fırın isini alıp Firavun’un karşısına dikildiler. Moşe onu göğe doğru savurdu. İnsanların ve hayvanların derisinde kabarcıklı çıbanlar çıktı.
Vayomer Adonay el moşe haşkem baboker vehityatsev lifne faro veamarta elav ko amar Adonay elohe haivrim şalah et ami veyaavduni.
וַיֹּ֤אמֶר יְהוָה֙ אֶל־מֹשֶׁ֔ה הַשְׁכֵּ֣ם בַּבֹּ֔קֶר וְהִתְיַצֵּ֖ב לִפְנֵ֣י פַרְעֹ֑ה וְאָמַרְתָּ֣ אֵלָ֗יו כֹּֽה־אָמַ֤ר יְהוָה֙ אֱלֹהֵ֣י הָֽעִבְרִ֔ים שַׁלַּ֥ח אֶת־עַמִּ֖י וְיַֽעַבְדֻֽנִי׃
Adonay, Moşe’ye şöyle dedi: “Sabah erkenden kalkıp Firavun’un karşısına dikil ve ona söyle: ‘İbranilerin Tanrısı Adonay diyor ki: Halkımı salıver, bana kulluk etsinler.
Vayomeru avde faro elav ad matay yihye ze lanu lemokeş şalah et haanaşim veyaavdu et Adonay elohehem haterem teda ki aveda mitsrayim.
וַיֹּאמְרוּ֩ עַבְדֵ֨י פַרְעֹ֜ה אֵלָ֗יו עַד־מָתַי֙ יִהְיֶ֨ה זֶ֥ה לָ֙נוּ֙ לְמוֹקֵ֔שׁ שַׁלַּח֙ אֶת־הָ֣אֲנָשִׁ֔ים וְיַֽעַבְד֖וּ אֶת־יְהוָ֣ה אֱלֹהֵיהֶ֑ם הֲטֶ֣רֶם תֵּדַ֔ע כִּ֥י אָבְדָ֖ה מִצְרָֽיִם׃
Firavun’un görevlileri ona, “Bu adam daha ne kadar başımıza dert olacak?” dediler. “Adamları salıver de Tanrıları Adonay’a kulluk etsinler. Mısır’ın mahvolduğunu hâlâ anlamadın mı?”
Lo hen lehu na hagevarim veivdu et Adonay ki otah atem mevakşim vayegareş otam meet pene faro.
לֹ֣א כֵ֗ן לְכֽוּ־נָ֤א הַגְּבָרִים֙ וְעִבְד֣וּ אֶת־יְהוָ֔ה כִּ֥י אֹתָ֖הּ אַתֶּ֣ם מְבַקְשִׁ֑ים וַיְגָ֣רֶשׁ אֹתָ֔ם מֵאֵ֖ת פְּנֵ֥י פַרְעֹֽה׃ (פ)
Hayır, öyle olmaz! Yalnız erkekler gidip Adonay’a kulluk etsin. Zaten istediğiniz buydu.” Ardından onları Firavun’un huzurundan kovdular.
Vayikra faro el moşe vayomer lehu ivdu et Adonay rak tsonehem uvekarhem yutsag gam tapehem yeleh imahem.
וַיִּקְרָ֨א פַרְעֹ֜ה אֶל־מֹשֶׁ֗ה וַיֹּ֙אמֶר֙ לְכוּ֙ עִבְד֣וּ אֶת־יְהוָ֔ה רַ֛ק צֹאנְכֶ֥ם וּבְקַרְכֶ֖ם יֻצָּ֑ג גַּֽם־טַפְּכֶ֖ם יֵלֵ֥ךְ עִמָּכֶֽם׃
Firavun, Moşe’yi çağırıp, “Gidin, Adonay’a kulluk edin” dedi. “Yalnız davarlarınız ve sığırlarınız burada kalsın. Çocuklarınız da sizinle gidebilir.”
Vayomer lo faro leh mealay hişamer leha el tosef reot panay ki beyom reoteha fanay tamut.
וַיֹּֽאמֶר־ל֥וֹ פַרְעֹ֖ה לֵ֣ךְ מֵעָלָ֑י הִשָּׁ֣מֶר לְךָ֗ אֶל־תֹּ֙סֶף֙ רְא֣וֹת פָּנַ֔י כִּ֗י בְּי֛וֹם רְאֹתְךָ֥ פָנַ֖י תָּמֽוּת׃
Firavun ona, “Çekil karşımdan!” dedi. “Sakın bir daha yüzümü görmeye kalkma! Yüzümü gördüğün gün ölürsün.”
Vayiten Adonay et hen haam beene mitsrayim gam haiş moşe gadol meod beerets mitsrayim beene avde faro uveene haam.
וַיִּתֵּ֧ן יְהוָ֛ה אֶת־חֵ֥ן הָעָ֖ם בְּעֵינֵ֣י מִצְרָ֑יִם גַּ֣ם ׀ הָאִ֣ישׁ מֹשֶׁ֗ה גָּד֤וֹל מְאֹד֙ בְּאֶ֣רֶץ מִצְרַ֔יִם בְּעֵינֵ֥י עַבְדֵֽי־פַרְעֹ֖ה וּבְעֵינֵ֥י הָעָֽם׃ (ס)
Adonay, Mısırlıların halka iyi gözle bakmasını sağladı. Moşe de Mısır ülkesinde, Firavun’un görevlilerinin ve halkın gözünde çok saygın bir kişiydi.
Umoşe veaharon asu et kol hamofetim haele lifne faro vayehazek Adonay et lev paro velo şilah et bene yisrael meartso.
וּמֹשֶׁ֣ה וְאַהֲרֹ֗ן עָשׂ֛וּ אֶת־כָּל־הַמֹּפְתִ֥ים הָאֵ֖לֶּה לִפְנֵ֣י פַרְעֹ֑ה וַיְחַזֵּ֤ק יְהוָה֙ אֶת־לֵ֣ב פַּרְעֹ֔ה וְלֹֽא־שִׁלַּ֥ח אֶת־בְּנֵֽי־יִשְׂרָאֵ֖ל מֵאַרְצֽוֹ׃ (פ)
Moşe ile Aaron bütün bu olağanüstü işleri Firavun’un önünde yaptılar. Ama Adonay, Firavun’un yüreğini sertleştirdi; Firavun İsrael oğullarını ülkesinden salıvermedi.
Vayehi ki hikşa faro leşalehenu vayaharog Adonay kol behor beerets mitsrayim mibehor adam vead behor behema al ken ani zoveah ladonay kol peter rehem hazeharim vehol behor banay efde.
וַיְהִ֗י כִּֽי־הִקְשָׁ֣ה פַרְעֹה֮ לְשַׁלְּחֵנוּ֒ וַיַּהֲרֹ֨ג יְהֹוָ֤ה כָּל־בְּכוֹר֙ בְּאֶ֣רֶץ מִצְרַ֔יִם מִבְּכֹ֥ר אָדָ֖ם וְעַד־בְּכ֣וֹר בְּהֵמָ֑ה עַל־כֵּן֩ אֲנִ֨י זֹבֵ֜חַ לַֽיהוָ֗ה כָּל־פֶּ֤טֶר רֶ֙חֶם֙ הַזְּכָרִ֔ים וְכָל־בְּכ֥וֹר בָּנַ֖י אֶפְדֶּֽה׃
Firavun bizi salıvermemekte direnince Adonay, insandan hayvana kadar Mısır ülkesindeki bütün ilk doğanları öldürdü. Bu yüzden rahmi ilk açan bütün erkek hayvanları Adonay’a kurban sunuyorum; oğullarımın her ilk doğanının ise karşılığını verip onu kurtarıyorum.’