Kaynak sözlük anlamı (İngilizce)
to learn; to find out; to know; to make oneself known; to make known; to show; to inform; to tell
Dilbilgisel yapı: fiil, Kal, qatal (tamamlanmış), 3. kişi, eril, tekil
Bu yapının kullanımı: 17 kez
Teknik kod
HVqp3msTORA’DA KELİME
bilmek, öğrenmek, tanımak; bildirmek, öğretmek; deneyimlemek; anlamak; ilgilenmek/gözetmek; yakın veya cinsel ilişki içinde olmak
Bu İbranice biçim Tora’da 21 kez, 21 farklı ayette görülür.
Ki yodea Elohim ki beyom ahalehem mimenu venifkehu enehem vihyitem kelohim yodee tov vara.
כִּ֚י יֹדֵ֣עַ אֱלֹהִ֔ים כִּ֗י בְּיוֹם֙ אֲכָלְכֶ֣ם מִמֶּ֔נּוּ וְנִפְקְח֖וּ עֵֽינֵיכֶ֑ם וִהְיִיתֶם֙ כֵּֽאלֹהִ֔ים יֹדְעֵ֖י ט֥וֹב וָרָֽע׃
“Çünkü Tanrı biliyor ki ondan yediğiniz gün gözleriniz açılacak; iyiyi ve kötüyü bilen Tanrı gibi olacaksınız.”
Vehaadam yada et hava işto vatahar vateled et kayin vatomer kaniti iş et Adonay.
וְהָ֣אָדָ֔ם יָדַ֖ע אֶת־חַוָּ֣ה אִשְׁתּ֑וֹ וַתַּ֙הַר֙ וַתֵּ֣לֶד אֶת־קַ֔יִן וַתֹּ֕אמֶר קָנִ֥יתִי אִ֖ישׁ אֶת־יְהוָֽה׃
İnsan, karısı Hava ile birlikte oldu. Hava gebe kaldı ve Kayin’i doğurdu. “Adonay’ın yardımıyla bir erkek elde ettim” dedi.
Vayomer leavram yadoa teda ki ger yihye zaraha beerets lo lahem vaavadum veinu otam arba meot şana.
וַיֹּ֣אמֶר לְאַבְרָ֗ם יָדֹ֨עַ תֵּדַ֜ע כִּי־גֵ֣ר ׀ יִהְיֶ֣ה זַרְעֲךָ֗ בְּאֶ֙רֶץ֙ לֹ֣א לָהֶ֔ם וַעֲבָד֖וּם וְעִנּ֣וּ אֹתָ֑ם אַרְבַּ֥ע מֵא֖וֹת שָׁנָֽה׃
Adonay Avram’a şöyle dedi: “Kesin olarak bil ki soyun kendilerine ait olmayan bir ülkede yabancı olacak. Onları köleleştirecek ve ezecekler; dört yüz yıl.
Vataşkena et avihen yayin balayla u vatavo habehira vatişkav et aviha velo yada beşihvah uvekumah.
וַתַּשְׁקֶ֧יןָ אֶת־אֲבִיהֶ֛ן יַ֖יִן בַּלַּ֣יְלָה ה֑וּא וַתָּבֹ֤א הַבְּכִירָה֙ וַתִּשְׁכַּ֣ב אֶת־אָבִ֔יהָ וְלֹֽא־יָדַ֥ע בְּשִׁכְבָ֖הּ וּבְקׄוּמָֽהּ׃
O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Babası onun ne yattığını ne de kalktığını fark etti.
Vataşkena gam balayla hau et avihen yayin vatakom hatseira vatişkav imo velo yada beşihvah uvekumah.
וַתַּשְׁקֶ֜יןָ גַּ֣ם בַּלַּ֧יְלָה הַה֛וּא אֶת־אֲבִיהֶ֖ן יָ֑יִן וַתָּ֤קָם הַצְּעִירָה֙ וַתִּשְׁכַּ֣ב עִמּ֔וֹ וְלֹֽא־יָדַ֥ע בְּשִׁכְבָ֖הּ וּבְקֻמָֽהּ׃
O gece de babalarına şarap içirdiler. Küçük kız kalkıp onunla yattı. Babası onun ne yattığını ne de kalktığını fark etti.
Vayigdelu hanearim vayehi esav iş yodea tsayid iş sade veyaakov iş tam yoşev ohalim.
וַֽיִּגְדְּלוּ֙ הַנְּעָרִ֔ים וַיְהִ֣י עֵשָׂ֗ו אִ֛ישׁ יֹדֵ֥עַ צַ֖יִד אִ֣ישׁ שָׂדֶ֑ה וְיַעֲקֹב֙ אִ֣ישׁ תָּ֔ם יֹשֵׁ֖ב אֹהָלִֽים׃
Çocuklar büyüdü. Esav usta bir avcı, kırların adamı oldu. Yaakov ise çadırlarda yaşayan, içi dışı bir adamdı.
İm aşer timtsa et eloheha lo yiheye neged ahenu haker leha ma imadi vekah lah velo yada yaakov ki rahel genavatam.
עִ֠ם אֲשֶׁ֨ר תִּמְצָ֣א אֶת־אֱלֹהֶיךָ֮ לֹ֣א יִֽחְיֶה֒ נֶ֣גֶד אַחֵ֧ינוּ הַֽכֶּר־לְךָ֛ מָ֥ה עִמָּדִ֖י וְקַֽח־לָ֑ךְ וְלֹֽא־יָדַ֣ע יַעֲקֹ֔ב כִּ֥י רָחֵ֖ל גְּנָבָֽתַם׃
Tanrılarını kimin yanında bulursan o kişi yaşamasın! Akrabalarımızın önünde, yanımdaki eşyalardan sana ait olanı tanı ve al.” Yaakov onları Rahel’in çaldığını bilmiyordu.
Vayomer elav adoni yodea ki hayeladim rakim vehatson vehabakar alot alay udefakum yom ehad vametu kol hatson.
וַיֹּ֣אמֶר אֵלָ֗יו אֲדֹנִ֤י יֹדֵ֙עַ֙ כִּֽי־הַיְלָדִ֣ים רַכִּ֔ים וְהַצֹּ֥אן וְהַבָּקָ֖ר עָל֣וֹת עָלָ֑י וּדְפָקוּם֙ י֣וֹם אֶחָ֔ד וָמֵ֖תוּ כָּל־הַצֹּֽאן׃
Yaakov ona, “Efendim, çocukların küçük olduğunu biliyorsun” dedi. “Yavrularını emziren koyunlar ve sığırlar da benim sorumluluğumda. Bir gün bile fazla zorlanırlarsa bütün sürü ölür.
Vayet eleha el hadereh vayomer hava na avo elayih ki lo yada ki halato hi vatomer ma titen li ki tavo elay.
וַיֵּ֨ט אֵלֶ֜יהָ אֶל־הַדֶּ֗רֶךְ וַיֹּ֙אמֶר֙ הָֽבָה־נָּא֙ אָב֣וֹא אֵלַ֔יִךְ כִּ֚י לֹ֣א יָדַ֔ע כִּ֥י כַלָּת֖וֹ הִ֑וא וַתֹּ֙אמֶר֙ מַה־תִּתֶּן־לִּ֔י כִּ֥י תָב֖וֹא אֵלָֽי׃
Yoldan onun yanına yönelip, “İzin ver, seninle birlikte olayım” dedi. Onun gelini olduğunu bilmiyordu. Tamar, “Benimle birlikte olman için bana ne vereceksin?” diye sordu.
Vayaazov kol aşer lo beyad yosef velo yada ito meuma ki im halehem aşer u ohel vayehi yosef yefe toar vife mare.
וַיַּעֲזֹ֣ב כָּל־אֲשֶׁר־לוֹ֮ בְּיַד־יוֹסֵף֒ וְלֹא־יָדַ֤ע אִתּוֹ֙ מְא֔וּמָה כִּ֥י אִם־הַלֶּ֖חֶם אֲשֶׁר־ה֣וּא אוֹכֵ֑ל וַיְהִ֣י יוֹסֵ֔ף יְפֵה־תֹ֖אַר וִיפֵ֥ה מַרְאֶֽה׃
Sahip olduğu her şeyi Yosef’in eline bıraktı. Yosef varken yediği yemek dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyordu. Yosef güzel hatlı, güzel görünüşlüydü.
Vayemaen vayomer el eşet adonav hen adoni lo yada iti ma babayit vehol aşer yeş lo natan beyadi.
וַיְמָאֵ֓ן ׀ וַיֹּ֙אמֶר֙ אֶל־אֵ֣שֶׁת אֲדֹנָ֔יו הֵ֣ן אֲדֹנִ֔י לֹא־יָדַ֥ע אִתִּ֖י מַה־בַּבָּ֑יִת וְכֹ֥ל אֲשֶׁר־יֶשׁ־ל֖וֹ נָתַ֥ן בְּיָדִֽי׃
Yosef reddedip efendisinin karısına şöyle dedi: “Bak, ben varken efendim evdeki hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Sahip olduğu her şeyi benim elime verdi.
Vayakom meleh hadaş al mitsrayim aşer lo yada et yosef.
וַיָּ֥קָם מֶֽלֶךְ־חָדָ֖שׁ עַל־מִצְרָ֑יִם אֲשֶׁ֥ר לֹֽא־יָדַ֖ע אֶת־יוֹסֵֽף׃
Mısır’da Yosef’i tanımayan yeni bir kral başa geçti.
Vayehi beredet moşe mehar sinay uşene luhot haedut beyad moşe beridto min hahar umoşe lo yada ki karan or panav bedabero ito.
וַיְהִ֗י בְּרֶ֤דֶת מֹשֶׁה֙ מֵהַ֣ר סִינַ֔י וּשְׁנֵ֨י לֻחֹ֤ת הָֽעֵדֻת֙ בְּיַד־מֹשֶׁ֔ה בְּרִדְתּ֖וֹ מִן־הָהָ֑ר וּמֹשֶׁ֣ה לֹֽא־יָדַ֗ע כִּ֥י קָרַ֛ן ע֥וֹר פָּנָ֖יו בְּדַבְּר֥וֹ אִתּֽוֹ׃
Moşe Sinay Dağı’ndan inerken elinde iki Tanıklık levhası vardı. Dağdan indiğinde, O’nunla konuşması nedeniyle yüzünün derisinin ışıldadığını bilmiyordu.
Venefeş ki teheta veşamea kol ala veu ed o raa o yada im lo yagid venasa avono.
וְנֶ֣פֶשׁ כִּֽי־תֶחֱטָ֗א וְשָֽׁמְעָה֙ ק֣וֹל אָלָ֔ה וְה֣וּא עֵ֔ד א֥וֹ רָאָ֖ה א֣וֹ יָדָ֑ע אִם־ל֥וֹא יַגִּ֖יד וְנָשָׂ֥א עֲוֺנֽוֹ׃
Biri, tanıklık etmek üzere yeminle çağrıldığını duyarsa ve olayı görmüş ya da öğrenmiş bir tanık olduğu hâlde bildirmezse günah işlemiş olur ve suçunun sorumluluğunu taşır.
O hi yiga betumat adam lehol tumato aşer yitma bah venelam mimenu veu yada veaşem.
א֣וֹ כִ֤י יִגַּע֙ בְּטֻמְאַ֣ת אָדָ֔ם לְכֹל֙ טֻמְאָת֔וֹ אֲשֶׁ֥ר יִטְמָ֖א בָּ֑הּ וְנֶעְלַ֣ם מִמֶּ֔נּוּ וְה֥וּא יָדַ֖ע וְאָשֵֽׁם׃
Ya da insanı arınmamış kılan herhangi bir insan kirliliğine dokunur, bunun farkında olmaz ama sonradan öğrenirse suçlu olur.
O nefeş ki tişava levate visfatayim lehara o lehetiv lehol aşer yevate haadam bişvua venelam mimenu veu yada veaşem leahat meele.
א֣וֹ נֶ֡פֶשׁ כִּ֣י תִשָּׁבַע֩ לְבַטֵּ֨א בִשְׂפָתַ֜יִם לְהָרַ֣ע ׀ א֣וֹ לְהֵיטִ֗יב לְ֠כֹל אֲשֶׁ֨ר יְבַטֵּ֧א הָאָדָ֛ם בִּשְׁבֻעָ֖ה וְנֶעְלַ֣ם מִמֶּ֑נּוּ וְהוּא־יָדַ֥ע וְאָשֵׁ֖ם לְאַחַ֥ת מֵאֵֽלֶּה׃
Ya da biri, iyilik ya da kötülük yapmak üzere düşünmeden ağzından bir yemin çıkarırsa —insanın düşünmeden yemin edebileceği herhangi bir konuda— ve bunun farkında değilken sonradan öğrenirse bunlardan biri nedeniyle suçlu olur.
Veim nefeş ki teheta veaseta ahat mikol mitsvot Adonay aşer lo teasena velo yada veaşem venasa avono.
וְאִם־נֶ֙פֶשׁ֙ כִּ֣י תֶֽחֱטָ֔א וְעָֽשְׂתָ֗ה אַחַת֙ מִכָּל־מִצְוֺ֣ת יְהוָ֔ה אֲשֶׁ֖ר לֹ֣א תֵעָשֶׂ֑ינָה וְלֹֽא־יָדַ֥ע וְאָשֵׁ֖ם וְנָשָׂ֥א עֲוֺנֽוֹ׃
Biri, Adonay’ın yapılmasını yasakladığı buyruklardan birini çiğneyerek günah işlerse, bunu bilmese bile suçludur ve suçunun sorumluluğunu taşır.
Vehevi ayil tamim min hatson beerkeha leaşam el hakohen vehiper alav hakohen al şiggato aşer şagag veu lo yada venislah lo.
וְ֠הֵבִיא אַ֣יִל תָּמִ֧ים מִן־הַצֹּ֛אן בְּעֶרְכְּךָ֥ לְאָשָׁ֖ם אֶל־הַכֹּהֵ֑ן וְכִפֶּר֩ עָלָ֨יו הַכֹּהֵ֜ן עַ֣ל שִׁגְגָת֧וֹ אֲשֶׁר־שָׁגָ֛ג וְה֥וּא לֹֽא־יָדַ֖ע וְנִסְלַ֥ח לֽוֹ׃
Kâhine suç sunusu olarak, belirlediğin değerde, sürüden kusursuz bir koç getirecek. Kâhin onun bilmeden yaptığı ve farkına varmadığı yanlış için kefaret sağlayacak ve o kişi bağışlanacak.
Ki Adonay eloheha berahha behol maase yadeha yada lehteha et hamidbar hagadol haze ze arbaim şana Adonay eloheha imah lo hasarta davar.
כִּי֩ יְהוָ֨ה אֱלֹהֶ֜יךָ בֵּֽרַכְךָ֗ בְּכֹל֙ מַעֲשֵׂ֣ה יָדֶ֔ךָ יָדַ֣ע לֶכְתְּךָ֔ אֶת־הַמִּדְבָּ֥ר הַגָּדֹ֖ל הַזֶּ֑ה זֶ֣ה ׀ אַרְבָּעִ֣ים שָׁנָ֗ה יְהוָ֤ה אֱלֹהֶ֙יךָ֙ עִמָּ֔ךְ לֹ֥א חָסַ֖רְתָּ דָּבָֽר׃
Çünkü Tanrın Adonay elinin bütün işini kutsadı. Bu büyük çöldeki yürüyüşünü gözetti. Bu kırk yıl boyunca Tanrın Adonay seninleydi; hiçbir eksiğin olmadı.’
Haomer leaviv uleimo lo reitiv veet ehav lo hikir veet banav lo yada ki şameru imrateha uveriteha yintsoru.
הָאֹמֵ֞ר לְאָבִ֤יו וּלְאִמּוֹ֙ לֹ֣א רְאִיתִ֔יו וְאֶת־אֶחָיו֙ לֹ֣א הִכִּ֔יר וְאֶת־בנו [בָּנָ֖יו] לֹ֣א יָדָ֑ע כִּ֤י שָֽׁמְרוּ֙ אִמְרָתֶ֔ךָ וּבְרִֽיתְךָ֖ יִנְצֹֽרוּ׃
Babası ve annesi için, "Onları görmedim" dedi. Kardeşlerini tanımadı, çocuklarını bilmedi. Çünkü Senin sözünü tuttular, antlaşmanı korudular.
Vayikbor oto vagay beerets moav mul bet peor velo yada iş et kevurato ad hayom haze.
וַיִּקְבֹּ֨ר אֹת֤וֹ בַגַּיְ֙ בְּאֶ֣רֶץ מוֹאָ֔ב מ֖וּל בֵּ֣ית פְּע֑וֹר וְלֹֽא־יָדַ֥ע אִישׁ֙ אֶת־קְבֻ֣רָת֔וֹ עַ֖ד הַיּ֥וֹם הַזֶּֽה׃
Onu Moav ülkesindeki vadide, Bet-Peor'un karşısında gömdü. Bugüne kadar hiç kimse onun mezarını bilmez.
Dilbilgisel çözümleme
Aynı yazılı biçim bağlama göre birden fazla temel kelimeye veya dilbilgisel yapıya sahip olabilir. Aşağıdaki çözümlemelerin tamamı Tora’daki gerçek kullanımlardan gelir.
to learn; to find out; to know; to make oneself known; to make known; to show; to inform; to tell
Dilbilgisel yapı: fiil, Kal, qatal (tamamlanmış), 3. kişi, eril, tekil
Bu yapının kullanımı: 17 kez
HVqp3msto learn; to find out; to know; to make oneself known; to make known; to show; to inform; to tell
Dilbilgisel yapı: fiil, Kal, etken ortaç, m. kişi
Bu yapının kullanımı: 3 kez
HVqrmsato learn; to find out; to know; to make oneself known; to make known; to show; to inform; to tell
Dilbilgisel yapı: fiil, Kal, mastar mutlak
Bu yapının kullanımı: 1 kez
HVqaKelime dizini, nikud ve teamim işaretlerini yazılı kelime kimliğine katmaz. Kök, temel kelime ve Türkçe okunuş bağlantıları yalnız doğrulanmış kelime eşlemelerinden gelir; ToraOku eksik bağlantıları tahmin etmez.
Morfoloji ve temel kelime: Open Scriptures Hebrew Bible (OSHB) v2.2. Temel kelime–kök ilişkileri: Open Scriptures Hebrew Lexicon. Türkçe anlamlar yalnız editoryal olarak doğrulandıktan sonra gösterilir.