İbranice biçim מִן
Temel kelime (lemma) מִן־
Kök Kaynakta açık kök kaydı yok
Türkçe anlam: -den/-dan; içinden, arasından, dışından
Dilbilgisel yapı: edat
Bu yapının kullanımı: 214 kez
Teknik kod
HRTORA’DA KELİME
-den/-dan; içinden, arasından, dışından
min okunuşu Tora’da 214 kez, 191 farklı ayette görülür.
Veed yaale min haarets vehişka et kol pene haadama.
וְאֵ֖ד יַֽעֲלֶ֣ה מִן־הָאָ֑רֶץ וְהִשְׁקָ֖ה אֶֽת־כָּל־פְּנֵֽי־הָֽאֲדָמָֽה׃
Yerden bir buğu yükseliyor ve toprağın bütün yüzünü suluyordu.
Vayitser Adonay Elohim et haadam afar min haadama vayipah beapav nişmat hayim vayehi haadam lenefeş haya.
וַיִּיצֶר֩ יְהוָ֨ה אֱלֹהִ֜ים אֶת־הָֽאָדָ֗ם עָפָר֙ מִן־הָ֣אֲדָמָ֔ה וַיִּפַּ֥ח בְּאַפָּ֖יו נִשְׁמַ֣ת חַיִּ֑ים וַֽיְהִ֥י הָֽאָדָ֖ם לְנֶ֥פֶשׁ חַיָּֽה׃
Adonay Tanrı insanı toprağın tozundan biçimlendirdi ve burnuna yaşam nefesini üfledi. Böylece insan canlı bir varlık oldu.
Vayatsmah Adonay Elohim min haadama kol ets nehmad lemare vetov lemaahal veets hahayim betoh hagan veets hadaat tov vara.
וַיַּצְמַ֞ח יְהוָ֤ה אֱלֹהִים֙ מִן־הָ֣אֲדָמָ֔ה כָּל־עֵ֛ץ נֶחְמָ֥ד לְמַרְאֶ֖ה וְט֣וֹב לְמַאֲכָ֑ל וְעֵ֤ץ הַֽחַיִּים֙ בְּת֣וֹךְ הַגָּ֔ן וְעֵ֕ץ הַדַּ֖עַת ט֥וֹב וָרָֽע׃
Adonay Tanrı, görünüşü güzel ve meyvesi yemeye uygun her türlü ağacı topraktan bitirdi. Bahçenin ortasında Yaşam Ağacı ile İyiyi ve Kötüyü Bilme Ağacı da vardı.
Vayitser Adonay Elohim min haadama kol hayat hasade veet kol of haşamayim vayave el haadam lirot ma yikra lo vehol aşer yikra lo haadam nefeş haya u şemo.
וַיִּצֶר֩ יְהוָ֨ה אֱלֹהִ֜ים מִן־הָֽאֲדָמָ֗ה כָּל־חַיַּ֤ת הַשָּׂדֶה֙ וְאֵת֙ כָּל־ע֣וֹף הַשָּׁמַ֔יִם וַיָּבֵא֙ אֶל־הָ֣אָדָ֔ם לִרְא֖וֹת מַה־יִּקְרָא־ל֑וֹ וְכֹל֩ אֲשֶׁ֨ר יִקְרָא־ל֧וֹ הָֽאָדָ֛ם נֶ֥פֶשׁ חַיָּ֖ה ה֥וּא שְׁמֽוֹ׃
Adonay Tanrı bütün kır hayvanlarını ve göğün bütün kuşlarını topraktan biçimlendirdi. Onlara ne ad vereceğini görmek için onları insana getirdi. İnsan her canlıya ne ad verdiyse, onun adı o oldu.
Vayiven Adonay Elohim et hatsela aşer lakah min haadam leişa vayevieha el haadam.
וַיִּבֶן֩ יְהוָ֨ה אֱלֹהִ֧ים ׀ אֶֽת־הַצֵּלָ֛ע אֲשֶׁר־לָקַ֥ח מִן־הָֽאָדָ֖ם לְאִשָּׁ֑ה וַיְבִאֶ֖הָ אֶל־הָֽאָדָֽם׃
Adonay Tanrı insandan aldığı kaburgadan bir kadın oluşturdu ve onu insana getirdi.
Vayomer haadam haişa aşer natata imadi hi natena li min haets vaohel.
וַיֹּ֖אמֶר הָֽאָדָ֑ם הָֽאִשָּׁה֙ אֲשֶׁ֣ר נָתַ֣תָּה עִמָּדִ֔י הִ֛וא נָֽתְנָה־לִּ֥י מִן־הָעֵ֖ץ וָאֹכֵֽל׃
İnsan, “Yanıma verdiğin kadın, o bana ağaçtan verdi; ben de yedim” dedi.
Uleadam amar ki şamata lekol işteha vatohal min haets aşer tsivitiha lemor lo tohal mimenu arura haadama baavureha beitsavon tohalena kol yeme hayeha.
וּלְאָדָ֣ם אָמַ֗ר כִּֽי־שָׁמַעְתָּ֮ לְק֣וֹל אִשְׁתֶּךָ֒ וַתֹּ֙אכַל֙ מִן־הָעֵ֔ץ אֲשֶׁ֤ר צִוִּיתִ֙יךָ֙ לֵאמֹ֔ר לֹ֥א תֹאכַ֖ל מִמֶּ֑נּוּ אֲרוּרָ֤ה הָֽאֲדָמָה֙ בַּֽעֲבוּרֶ֔ךָ בְּעִצָּבוֹן֙ תֹּֽאכֲלֶ֔נָּה כֹּ֖ל יְמֵ֥י חַיֶּֽיךָ׃
Adam’a şöyle dedi: “Karının sözünü dinlediğin ve sana ‘Ondan yemeyeceksin’ diye buyurduğum ağaçtan yediğin için, toprak senin yüzünden lanetli oldu. Yaşamın boyunca ondan zahmetle yiyecek elde edeceksin.
Vayomer me asita kol deme ahiha tsoakim elay min haadama.
וַיֹּ֖אמֶר מֶ֣ה עָשִׂ֑יתָ ק֚וֹל דְּמֵ֣י אָחִ֔יךָ צֹעֲקִ֥ים אֵלַ֖י מִן־הָֽאֲדָמָֽה׃
Adonay, “Ne yaptın?” dedi. “Kardeşinin kanının sesi topraktan Bana haykırıyor.
Veata arur ata min haadama aşer patseta et piha lakahat et deme ahiha miyadeha.
וְעַתָּ֖ה אָר֣וּר אָ֑תָּה מִן־הָֽאֲדָמָה֙ אֲשֶׁ֣ר פָּצְתָ֣ה אֶת־פִּ֔יהָ לָקַ֛חַת אֶת־דְּמֵ֥י אָחִ֖יךָ מִיָּדֶֽךָ׃
Şimdi, kardeşinin kanını senin elinden almak için ağzını açan topraktan uzaklaştırılıp lanetlendin.
Vayikra et şemo noah lemor ze yenahamenu mimaasenu umeitsevon yadenu min haadama aşer ererah Adonay.
וַיִּקְרָ֧א אֶת־שְׁמ֛וֹ נֹ֖חַ לֵאמֹ֑ר זֶ֠ה יְנַחֲמֵ֤נוּ מִֽמַּעֲשֵׂ֙נוּ֙ וּמֵעִצְּב֣וֹן יָדֵ֔ינוּ מִן־הָ֣אֲדָמָ֔ה אֲשֶׁ֥ר אֵֽרְרָ֖הּ יְהוָֽה׃
Ona Noah adını verdi ve şöyle dedi: “Adonay’ın lanetlediği toprak yüzünden yaptığımız işlerde ve ellerimizin çektiği zahmette bu çocuk bizi teselli edecek.”
Min habehema hatehora umin habehema aşer enena tehora umin haof vehol aşer romes al haadama.
מִן־הַבְּהֵמָה֙ הַטְּהוֹרָ֔ה וּמִן־הַ֨בְּהֵמָ֔ה אֲשֶׁ֥ר אֵינֶ֖נָּה טְהֹרָ֑ה וּמִ֨ן־הָע֔וֹף וְכֹ֥ל אֲשֶׁר־רֹמֵ֖שׂ עַל־הָֽאֲדָמָֽה׃
Temiz hayvanlardan, temiz olmayan hayvanlardan, kuşlardan ve toprak üzerinde hareket eden bütün canlılardan,
Vayimah et kol hayekum aşer al pene haadama meadam ad behema ad remes vead of haşamayim vayimahu min haarets vayişaer ah noah vaaşer ito bateva.
וַיִּ֜מַח אֶֽת־כָּל־הַיְק֣וּם ׀ אֲשֶׁ֣ר ׀ עַל־פְּנֵ֣י הָֽאֲדָמָ֗ה מֵאָדָ֤ם עַד־בְּהֵמָה֙ עַד־רֶ֙מֶשׂ֙ וְעַד־ע֣וֹף הַשָּׁמַ֔יִם וַיִּמָּח֖וּ מִן־הָאָ֑רֶץ וַיִשָּׁ֧אֶר אַךְ־נֹ֛חַ וַֽאֲשֶׁ֥ר אִתּ֖וֹ בַּתֵּבָֽה׃
Toprağın yüzündeki bütün varlıklar silindi: insandan evcil hayvanlara, yerde hareket eden canlılardan göğün kuşlarına kadar hepsi yeryüzünden silindi. Yalnız Noah ve onunla gemide olanlar kaldı.
Vayisaheru mayenot tehom vaarubot haşamayim vayikale hageşem min haşamayim.
וַיִּסָּֽכְרוּ֙ מַעְיְנֹ֣ת תְּה֔וֹם וַֽאֲרֻבֹּ֖ת הַשָּׁמָ֑יִם וַיִּכָּלֵ֥א הַגֶּ֖שֶׁם מִן־הַשָּׁמָֽיִם׃
Enginin pınarları ve göklerin kapakları kapandı; gökten yağan yağmur durduruldu.
Vayahel od şivat yamim aherim vayosef şalah et hayona min hateva.
וַיָּ֣חֶל ע֔וֹד שִׁבְעַ֥ת יָמִ֖ים אֲחֵרִ֑ים וַיֹּ֛סֶף שַׁלַּ֥ח אֶת־הַיּוֹנָ֖ה מִן־הַתֵּבָֽה׃
Yedi gün daha bekledi; sonra güvercini gemiden yeniden saldı.
Tse min hateva ata veişteha uvaneha uneşe vaneha itah.
צֵ֖א מִן־הַתֵּבָ֑ה אַתָּ֕ה וְאִשְׁתְּךָ֛ וּבָנֶ֥יךָ וּנְשֵֽׁי־בָנֶ֖יךָ אִתָּֽךְ׃
“Sen, karın, oğulların ve oğullarının karıları seninle birlikte gemiden çıkın.
Kol hahaya kol haremes vehol haof kol romes al haarets lemişpehotehem yatseu min hateva.
כָּל־הַֽחַיָּ֗ה כָּל־הָרֶ֙מֶשׂ֙ וְכָל־הָע֔וֹף כֹּ֖ל רוֹמֵ֣שׂ עַל־הָאָ֑רֶץ לְמִשְׁפְּחֹ֣תֵיהֶ֔ם יָצְא֖וּ מִן־הַתֵּבָֽה׃
Bütün hayvanlar, yerde hareket eden bütün canlılar, bütün kuşlar, yeryüzünde hareket eden her şey, aileleriyle gemiden çıktılar.
Vayiheyu vene noah hayotseim min hateva şem veham vayafet veham u avi henaan.
וַיִּֽהְי֣וּ בְנֵי־נֹ֗חַ הַיֹּֽצְאִים֙ מִן־הַתֵּבָ֔ה שֵׁ֖ם וְחָ֣ם וָיָ֑פֶת וְחָ֕ם ה֖וּא אֲבִ֥י כְנָֽעַן׃
Noah’ın gemiden çıkan oğulları Şem, Ham ve Yefet’ti. Ham, Kenaan’ın babasıydı.
Vayeşt min hayayin vayişkar vayitgal betoh oholo.
וַיֵּ֥שְׁתְּ מִן־הַיַּ֖יִן וַיִּשְׁכָּ֑ר וַיִּתְגַּ֖ל בְּת֥וֹךְ אָהֳלֹֽה׃
Şaraptan içip sarhoş oldu ve çadırının içinde soyundu.
Min haarets hahi yatsa aşur vayiven et nineve veet rehovot ir veet kalah.
מִן־הָאָ֥רֶץ הַהִ֖וא יָצָ֣א אַשּׁ֑וּר וַיִּ֙בֶן֙ אֶת־נִ֣ינְוֵ֔ה וְאֶת־רְחֹבֹ֥ת עִ֖יר וְאֶת־כָּֽלַח׃
Aşur o ülkeden çıktı; Nineve’yi, Rehovot-İr’i ve Kelah’ı kurdu.
Vadonay amar el avram ahare hipared lot meimo sa na eneha uree min hamakom aşer ata şam tsafona vanegba vakedema vayama.
וַֽיהוָ֞ה אָמַ֣ר אֶל־אַבְרָ֗ם אַחֲרֵי֙ הִפָּֽרֶד־ל֣וֹט מֵֽעִמּ֔וֹ שָׂ֣א נָ֤א עֵינֶ֙יךָ֙ וּרְאֵ֔ה מִן־הַמָּק֖וֹם אֲשֶׁר־אַתָּ֣ה שָׁ֑ם צָפֹ֥נָה וָנֶ֖גְבָּה וָקֵ֥דְמָה וָיָֽמָּה׃
Lot ondan ayrıldıktan sonra Adonay Avram’a şöyle dedi: “Gözlerini kaldır ve bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya ve batıya bak.
Vayomeru haanaşim el lot od mi leha fo hatan uvaneha uvenoteha vehol aşer leha bair hotse min hamakom.
וַיֹּאמְר֨וּ הָאֲנָשִׁ֜ים אֶל־ל֗וֹט עֹ֚ד מִֽי־לְךָ֣ פֹ֔ה חָתָן֙ וּבָנֶ֣יךָ וּבְנֹתֶ֔יךָ וְכֹ֥ל אֲשֶׁר־לְךָ֖ בָּעִ֑יר הוֹצֵ֖א מִן־הַמָּקֽוֹם׃
Adamlar Lot’a şöyle dediler: “Burada başka kimin var? Damatların, oğulların, kızların ve kentte sana ait kim varsa hepsini buradan çıkar.
Vayetse lot vayedaber el hatanav lokehe venotav vayomer kumu tseu min hamakom haze ki maşhit Adonay et hair vayehi himtsahek beene hatanav.
וַיֵּצֵ֨א ל֜וֹט וַיְדַבֵּ֣ר ׀ אֶל־חֲתָנָ֣יו ׀ לֹקְחֵ֣י בְנֹתָ֗יו וַיֹּ֙אמֶר֙ ק֤וּמוּ צְּאוּ֙ מִן־הַמָּק֣וֹם הַזֶּ֔ה כִּֽי־מַשְׁחִ֥ית יְהוָ֖ה אֶת־הָעִ֑יר וַיְהִ֥י כִמְצַחֵ֖ק בְּעֵינֵ֥י חֲתָנָֽיו׃
Lot çıkıp kızlarını alacak olan damatlarına, “Kalkın, buradan çıkın! Adonay bu kenti yok edecek!” dedi. Ama damatlarının gözünde şaka yapıyor gibiydi.
Vadonay himtir al sedom veal amora gaferit vaeş meet Adonay min haşamayim.
וַֽיהוָ֗ה הִמְטִ֧יר עַל־סְדֹ֛ם וְעַל־עֲמֹרָ֖ה גָּפְרִ֣ית וָאֵ֑שׁ מֵאֵ֥ת יְהוָ֖ה מִן־הַשָּׁמָֽיִם׃
Adonay, Sedom ve Amora üzerine göklerden, Adonay’ın katından kükürt ve ateş yağdırdı.
Vayihlu hamayim min hahemet vataşleh et hayeled tahat ahad hasihim.
וַיִּכְל֥וּ הַמַּ֖יִם מִן־הַחֵ֑מֶת וַתַּשְׁלֵ֣ךְ אֶת־הַיֶּ֔לֶד תַּ֖חַת אַחַ֥ד הַשִּׂיחִֽם׃
Tulumdaki su bitince çocuğu çalılardan birinin altına bıraktı.
Vayişma Elohim et kol hanaar vayikra malah Elohim el hagar min haşamayim vayomer lah ma lah hagar al tirei ki şama Elohim el kol hanaar baaşer u şam.
וַיִּשְׁמַ֣ע אֱלֹהִים֮ אֶת־ק֣וֹל הַנַּעַר֒ וַיִּקְרָא֩ מַלְאַ֨ךְ אֱלֹהִ֤ים ׀ אֶל־הָגָר֙ מִן־הַשָּׁמַ֔יִם וַיֹּ֥אמֶר לָ֖הּ מַה־לָּ֣ךְ הָגָ֑ר אַל־תִּ֣ירְאִ֔י כִּֽי־שָׁמַ֧ע אֱלֹהִ֛ים אֶל־ק֥וֹל הַנַּ֖עַר בַּאֲשֶׁ֥ר הוּא־שָֽׁם׃
Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrı’nın meleği gökten Hagar’a seslenip, “Hagar, neyin var?” dedi. “Korkma; çünkü Tanrı çocuğun sesini bulunduğu yerde duydu.
Vayikra elav malah Adonay min haşamayim vayomer avraham avraham vayomer hineni.
וַיִּקְרָ֨א אֵלָ֜יו מַלְאַ֤ךְ יְהוָה֙ מִן־הַשָּׁמַ֔יִם וַיֹּ֖אמֶר אַבְרָהָ֣ם ׀ אַבְרָהָ֑ם וַיֹּ֖אמֶר הִנֵּֽנִי׃
Adonay’ın meleği gökten ona seslenerek, “Avraam, Avraam!” dedi. Avraam, “Buradayım” diye cevap verdi.
Vayikra malah Adonay el avraham şenit min haşamayim.
וַיִּקְרָ֛א מַלְאַ֥ךְ יְהוָ֖ה אֶל־אַבְרָהָ֑ם שֵׁנִ֖ית מִן־הַשָּׁמָֽיִם׃
Adonay’ın meleği gökten Avraam’a ikinci kez seslendi:
Vayazed yaakov nazid vayavo esav min hasade veu ayef.
וַיָּ֥זֶד יַעֲקֹ֖ב נָזִ֑יד וַיָּבֹ֥א עֵשָׂ֛ו מִן־הַשָּׂדֶ֖ה וְה֥וּא עָיֵֽף׃
Yaakov bir yemek pişiriyordu. Esav kırdan bitkin halde geldi.
Vayomer esav el yaakov haleiteni na min haadom haadom haze ki ayef anohi al ken kara şemo edom.
וַיֹּ֨אמֶר עֵשָׂ֜ו אֶֽל־יַעֲקֹ֗ב הַלְעִיטֵ֤נִי נָא֙ מִן־הָאָדֹ֤ם הָאָדֹם֙ הַזֶּ֔ה כִּ֥י עָיֵ֖ף אָנֹ֑כִי עַל־כֵּ֥ן קָרָֽא־שְׁמ֖וֹ אֱדֽוֹם׃
Esav, Yaakov’a, “Şu kızıl, kızıl yemekten bana biraz yedir, lütfen; çok bitkinim” dedi. Bu yüzden ona Edom adı verildi.
Vayar vehine veer basade vehine şam şeloşa edre tson rovetsim aleha ki min habeer hahi yaşku haadarim vehaeven gedola al pi habeer.
וַיַּ֞רְא וְהִנֵּ֧ה בְאֵ֣ר בַּשָּׂדֶ֗ה וְהִנֵּה־שָׁ֞ם שְׁלֹשָׁ֤ה עֶדְרֵי־צֹאן֙ רֹבְצִ֣ים עָלֶ֔יהָ כִּ֚י מִן־הַבְּאֵ֣ר הַהִ֔וא יַשְׁק֖וּ הָעֲדָרִ֑ים וְהָאֶ֥בֶן גְּדֹלָ֖ה עַל־פִּ֥י הַבְּאֵֽר׃
Baktı ve kırda bir kuyu gördü. Yanında üç küçükbaş hayvan sürüsü yatıyordu; çünkü sürüler o kuyudan sulanırdı. Kuyunun ağzında büyük bir taş vardı.
Vayavo yaakov min hasade baerev vatetse lea likrato vatomer elay tavo ki sahor sehartiha bedudae beni vayişkav imah balayla u.
וַיָּבֹ֨א יַעֲקֹ֣ב מִן־הַשָּׂדֶה֮ בָּעֶרֶב֒ וַתֵּצֵ֨א לֵאָ֜ה לִקְרָאת֗וֹ וַתֹּ֙אמֶר֙ אֵלַ֣י תָּב֔וֹא כִּ֚י שָׂכֹ֣ר שְׂכַרְתִּ֔יךָ בְּדוּדָאֵ֖י בְּנִ֑י וַיִּשְׁכַּ֥ב עִמָּ֖הּ בַּלַּ֥יְלָה הֽוּא׃
Yaakov akşam kırdan gelince Lea onu karşılamaya çıkıp, “Bana geleceksin” dedi. “Çünkü oğlumun adamotları karşılığında seni tuttum.” O gece Yaakov onunla yattı.
Anohi hael bet el aşer maşahta şam matseva aşer nadarta li şam neder ata kum tse min haarets hazot veşuv el erets moladteha.
אָנֹכִ֤י הָאֵל֙ בֵּֽית־אֵ֔ל אֲשֶׁ֨ר מָשַׁ֤חְתָּ שָּׁם֙ מַצֵּבָ֔ה אֲשֶׁ֨ר נָדַ֥רְתָּ לִּ֛י שָׁ֖ם נֶ֑דֶר עַתָּ֗ה ק֥וּם צֵא֙ מִן־הָאָ֣רֶץ הַזֹּ֔את וְשׁ֖וּב אֶל־אֶ֥רֶץ מוֹלַדְתֶּֽךָ׃
Ben, Bet-El’de sana görünen Tanrı’yım. Orada bir anıtı yağla meshettin, bana adakta bulundun. Şimdi kalk, bu ülkeden çıkıp doğduğun ülkeye dön.’”
Vayalen şam balayla hau vayikah min haba veyado minha leesav ahiv.
וַיָּ֥לֶן שָׁ֖ם בַּלַּ֣יְלָה הַה֑וּא וַיִּקַּ֞ח מִן־הַבָּ֧א בְיָד֛וֹ מִנְחָ֖ה לְעֵשָׂ֥ו אָחִֽיו׃
O gece orada kaldı. Elindeki hayvanlardan kardeşi Esav için bir armağan ayırdı:
Vayomer esav atsiga na imeha min haam aşer iti vayomer lama ze emtsa hen beene adoni.
וַיֹּ֣אמֶר עֵשָׂ֔ו אַצִּֽיגָה־נָּ֣א עִמְּךָ֔ מִן־הָעָ֖ם אֲשֶׁ֣ר אִתִּ֑י וַיֹּ֙אמֶר֙ לָ֣מָּה זֶּ֔ה אֶמְצָא־חֵ֖ן בְּעֵינֵ֥י אֲדֹנִֽי׃
Esav, “Öyleyse yanımdaki adamlardan bir kısmını seninle bırakayım” dedi. Yaakov, “Ne gerek var?” diye cevap verdi. “Efendimin gözünde beğeni bulmam yeter.”
Uvene yaakov bau min hasade keşameam vayiteatsevu haanaşim vayihar lahem meod ki nevala asa veyisrael lişkav et bat yaakov vehen lo yease.
וּבְנֵ֨י יַעֲקֹ֜ב בָּ֤אוּ מִן־הַשָּׂדֶה֙ כְּשָׁמְעָ֔ם וַיִּֽתְעַצְּבוּ֙ הָֽאֲנָשִׁ֔ים וַיִּ֥חַר לָהֶ֖ם מְאֹ֑ד כִּֽי־נְבָלָ֞ה עָשָׂ֣ה בְיִשְׂרָאֵ֗ל לִשְׁכַּב֙ אֶת־בַּֽת־יַעֲקֹ֔ב וְכֵ֖ן לֹ֥א יֵעָשֶֽׂה׃
Yaakov’un oğulları haberi duyunca kırdan geldiler. Adamlar derin üzüntüye kapıldı ve çok öfkelendi; çünkü Şehem, Yaakov’un kızıyla yatarak İsrael’de utanç verici bir iş yapmıştı. Böyle bir şey yapılmamalıydı.
Vayaavru anaşim midyanim soharim vayimşehu vayaalu et yosef min habor vayimkeru et yosef layişmeelim beesrim kasef vayaviu et yosef mitsrayema.
וַיַּֽעַבְרוּ֩ אֲנָשִׁ֨ים מִדְיָנִ֜ים סֹֽחֲרִ֗ים וַֽיִּמְשְׁכוּ֙ וַיַּֽעֲל֤וּ אֶת־יוֹסֵף֙ מִן־הַבּ֔וֹר וַיִּמְכְּר֧וּ אֶת־יוֹסֵ֛ף לַיִּשְׁמְעֵאלִ֖ים בְּעֶשְׂרִ֣ים כָּ֑סֶף וַיָּבִ֥יאוּ אֶת־יוֹסֵ֖ף מִצְרָֽיְמָה׃
Midyanlı tüccarlar geçerken kardeşleri Yosef’i çukurdan çekip çıkardılar ve yirmi gümüş karşılığında Yişmaellilere sattılar. Onlar da Yosef’i Mısır’a götürdüler.
Vayomer anohi aşalah gedi izim min hatson vatomer im titen eravon ad şaleheha.
וַיֹּ֕אמֶר אָנֹכִ֛י אֲשַׁלַּ֥ח גְּדִֽי־עִזִּ֖ים מִן־הַצֹּ֑אן וַתֹּ֕אמֶר אִם־תִּתֵּ֥ן עֵרָב֖וֹן עַ֥ד שָׁלְחֶֽךָ׃
“Sürüden bir oğlak gönderirim” dedi. Tamar, “Gönderinceye kadar bir rehin verirsen olur” diye cevap verdi.
Ki im zehartani iteha kaaşer yitav lah veasita na imadi hased vehizkartani el paro vehotsetani min habayit haze.
כִּ֧י אִם־זְכַרְתַּ֣נִי אִתְּךָ֗ כַּאֲשֶׁר֙ יִ֣יטַב לָ֔ךְ וְעָשִֽׂיתָ־נָּ֥א עִמָּדִ֖י חָ֑סֶד וְהִזְכַּרְתַּ֙נִי֙ אֶל־פַּרְעֹ֔ה וְהוֹצֵאתַ֖נִי מִן־הַבַּ֥יִת הַזֶּֽה׃
Ama durumun iyileştiğinde beni de hatırla. Lütfen bana iyilik et, Firavun’a benden söz et ve beni bu evden çıkar.
Uvasal haelyon mikol maahal paro maase ofe vehaof ohel otam min hasal meal roşi.
וּבַסַּ֣ל הָֽעֶלְי֔וֹן מִכֹּ֛ל מַאֲכַ֥ל פַּרְעֹ֖ה מַעֲשֵׂ֣ה אֹפֶ֑ה וְהָע֗וֹף אֹכֵ֥ל אֹתָ֛ם מִן־הַסַּ֖ל מֵעַ֥ל רֹאשִֽׁי׃
“En üstteki sepette Firavun için fırıncıların yaptığı her türlü yiyecek bulunuyordu. Kuşlar onları başımın üstündeki sepetten yiyordu.”
Vehine min hayeor olot şeva parot yefot mare uveriot basar vatirena baahu.
וְהִנֵּ֣ה מִן־הַיְאֹ֗ר עֹלֹת֙ שֶׁ֣בַע פָּר֔וֹת יְפ֥וֹת מַרְאֶ֖ה וּבְרִיאֹ֣ת בָּשָׂ֑ר וַתִּרְעֶ֖ינָה בָּאָֽחוּ׃
Irmakta güzel görünüşlü, semiz yedi inek belirdi. Sudan çıkıp sazlıkta otlamaya başladılar.
Vehine şeva parot aherot olot aharehen min hayeor raot mare vedakot basar vataamodena etsel haparot al sefat hayeor.
וְהִנֵּ֞ה שֶׁ֧בַע פָּר֣וֹת אֲחֵר֗וֹת עֹל֤וֹת אַחֲרֵיהֶן֙ מִן־הַיְאֹ֔ר רָע֥וֹת מַרְאֶ֖ה וְדַקּ֣וֹת בָּשָׂ֑ר וַֽתַּעֲמֹ֛דְנָה אֵ֥צֶל הַפָּר֖וֹת עַל־שְׂפַ֥ת הַיְאֹֽר׃
Ardından çirkin görünüşlü, cılız yedi inek daha ırmaktan çıktı. Irmak kıyısında öteki ineklerin yanında durdular.
Vayişlah paro vayikra et yosef vayeritsuu min habor vayegalah vayehalef simlotav vayavo el paro.
וַיִּשְׁלַ֤ח פַּרְעֹה֙ וַיִּקְרָ֣א אֶת־יוֹסֵ֔ף וַיְרִיצֻ֖הוּ מִן־הַבּ֑וֹר וַיְגַלַּח֙ וַיְחַלֵּ֣ף שִׂמְלֹתָ֔יו וַיָּבֹ֖א אֶל־פַּרְעֹֽה׃
Firavun haber gönderip Yosef’i çağırttı. Onu çukurdan hızla çıkardılar. Yosef tıraş oldu, giysilerini değiştirdi ve Firavun’un yanına geldi.
Vehine min hayeor olot şeva parot beriot basar vifot toar vatirena baahu.
וְהִנֵּ֣ה מִן־הַיְאֹ֗ר עֹלֹת֙ שֶׁ֣בַע פָּר֔וֹת בְּרִיא֥וֹת בָּשָׂ֖ר וִיפֹ֣ת תֹּ֑אַר וַתִּרְעֶ֖ינָה בָּאָֽחוּ׃
Irmakta semiz, güzel yapılı yedi inek belirdi. Sudan çıkıp sazlıkta otlamaya başladılar.
Vayomer yosef el ehav anohi met velohim pakod yifkod ethem veheela ethem min haarets hazot el haarets aşer nişba leavraham leyitshak uleyaakov.
וַיֹּ֤אמֶר יוֹסֵף֙ אֶל־אֶחָ֔יו אָנֹכִ֖י מֵ֑ת וֵֽאלֹהִ֞ים פָּקֹ֧ד יִפְקֹ֣ד אֶתְכֶ֗ם וְהֶעֱלָ֤ה אֶתְכֶם֙ מִן־הָאָ֣רֶץ הַזֹּ֔את אֶל־הָאָ֕רֶץ אֲשֶׁ֥ר נִשְׁבַּ֛ע לְאַבְרָהָ֥ם לְיִצְחָ֖ק וּֽלְיַעֲקֹֽב׃
Yosef kardeşlerine, “Ben ölmek üzereyim” dedi. “Ama Tanrı sizi mutlaka hatırlayıp yardımınıza gelecek. Sizi bu ülkeden çıkarıp Avraam’a, Yitshak’a ve Yaakov’a yeminle söz verdiği ülkeye götürecek.”
Hava nitehakema lo pen yirbe vehaya ki tikrena milhama venosaf gam u al soneenu venilham banu veala min haarets.
הָ֥בָה נִֽתְחַכְּמָ֖ה ל֑וֹ פֶּן־יִרְבֶּ֗ה וְהָיָ֞ה כִּֽי־תִקְרֶ֤אנָה מִלְחָמָה֙ וְנוֹסַ֤ף גַּם־הוּא֙ עַל־שֹׂ֣נְאֵ֔ינוּ וְנִלְחַם־בָּ֖נוּ וְעָלָ֥ה מִן־הָאָֽרֶץ׃
“Gelin, onlara karşı akıllıca önlem alalım. Yoksa daha da çoğalırlar; bir savaş çıkarsa düşmanlarımıza katılıp bizimle savaşır, ülkeden çıkar giderler.”
Vatomer ahoto el bat paro haeleh vekarati lah işa meneket min haivriyot vetenik lah et hayaled.
וַתֹּ֣אמֶר אֲחֹתוֹ֮ אֶל־בַּת־פַּרְעֹה֒ הַאֵלֵ֗ךְ וְקָרָ֤אתִי לָךְ֙ אִשָּׁ֣ה מֵינֶ֔קֶת מִ֖ן הָעִבְרִיֹּ֑ת וְתֵינִ֥ק לָ֖ךְ אֶת־הַיָּֽלֶד׃
Çocuğun ablası, Firavun’un kızına, “Gidip İbrani kadınlardan bir sütanne çağırayım mı?” diye sordu. “Çocuğu senin için emzirir.”
Vayigdal hayeled vatevieu levat paro vayehi lah leven vatikra şemo moşe vatomer ki min hamayim meşitiu.
וַיִגְדַּ֣ל הַיֶּ֗לֶד וַתְּבִאֵ֙הוּ֙ לְבַת־פַּרְעֹ֔ה וַֽיְהִי־לָ֖הּ לְבֵ֑ן וַתִּקְרָ֤א שְׁמוֹ֙ מֹשֶׁ֔ה וַתֹּ֕אמֶר כִּ֥י מִן־הַמַּ֖יִם מְשִׁיתִֽהוּ׃
Çocuk büyüyünce onu Firavun’un kızına getirdi. Çocuk onun oğlu oldu. “Onu sudan çıkardım” diyerek adını Moşe koydu.
Bu ayette 2 kez
Vayehi vayamim harabim hahem vayamot meleh mitsrayim vayeanehu vene yisrael min haavoda vayizaku vataal şavatam el haelohim min haavoda.
וַיְהִי֩ בַיָּמִ֨ים הָֽרַבִּ֜ים הָהֵ֗ם וַיָּ֙מָת֙ מֶ֣לֶךְ מִצְרַ֔יִם וַיֵּאָנְח֧וּ בְנֵֽי־יִשְׂרָאֵ֛ל מִן־הָעֲבֹדָ֖ה וַיִּזְעָ֑קוּ וַתַּ֧עַל שַׁוְעָתָ֛ם אֶל־הָאֱלֹהִ֖ים מִן־הָעֲבֹדָֽה׃
Aradan uzun zaman geçti. Mısır kralı öldü. İsrael oğulları kölelik yüzünden inleyip feryat ettiler. Kölelikten doğan yardım çığlıkları Tanrı’ya yükseldi.
Vaered lehatsilo miyad mitsrayim ulehaaloto min haarets hahi el erets tova urehava el erets zavat halav udevaş el mekom hakenaani vehahiti vehaemori vehaperizi vehahivi vehayevusi.
וָאֵרֵ֞ד לְהַצִּיל֣וֹ ׀ מִיַּ֣ד מִצְרַ֗יִם וּֽלְהַעֲלֹתוֹ֮ מִן־הָאָ֣רֶץ הַהִוא֒ אֶל־אֶ֤רֶץ טוֹבָה֙ וּרְחָבָ֔ה אֶל־אֶ֛רֶץ זָבַ֥ת חָלָ֖ב וּדְבָ֑שׁ אֶל־מְק֤וֹם הַֽכְּנַעֲנִי֙ וְהַ֣חִתִּ֔י וְהָֽאֱמֹרִי֙ וְהַפְּרִזִּ֔י וְהַחִוִּ֖י וְהַיְבוּסִֽי׃
Onları Mısırlıların elinden kurtarmak, o ülkeden çıkarıp iyi ve geniş bir ülkeye, süt ve bal akan bir ülkeye götürmek için indim: Kenaanlıların, Hitilerin, Emorilerin, Perizilerin, Hivilerin ve Yevusilerin yaşadığı yere.
Vehaya im lo yaaminu gam lişne haotot haele velo yişmeun lekoleha velakahta mimeme hayeor veşafahta hayabaşa vehayu hamayim aşer tikah min hayeor vehayu ledam bayabaşet.
וְהָיָ֡ה אִם־לֹ֣א יַאֲמִ֡ינוּ גַּם֩ לִשְׁנֵ֨י הָאֹת֜וֹת הָאֵ֗לֶּה וְלֹ֤א יִשְׁמְעוּן֙ לְקֹלֶ֔ךָ וְלָקַחְתָּ֙ מִמֵּימֵ֣י הַיְאֹ֔ר וְשָׁפַכְתָּ֖ הַיַּבָּשָׁ֑ה וְהָי֤וּ הַמַּ֙יִם֙ אֲשֶׁ֣ר תִּקַּ֣ח מִן־הַיְאֹ֔ר וְהָי֥וּ לְדָ֖ם בַּיַּבָּֽשֶׁת׃
Bu iki işarete de inanmaz, sözünü dinlemezlerse, Nil’den biraz su alıp kuru toprağa dök. Nil’den aldığın su, kuru toprak üzerinde kana dönüşecek.”
Dilbilgisel ve sözlüksel çözümleme
Aynı Türkçe okunuş farklı İbranice kelimelere karşılık gelebilir. Her çözümleme doğrulanmış ayet ve kelime sırası üzerinden gösterilir.
Okunuş kelimeleri, ayet içindeki kelime sırasıyla doğrulanmış İbranice morfoloji tokenlarına bağlanır. Açık Ketiv/Qere yerlerinde okunan Qere biçimi esas alınır; yazılı Ketiv ayrıca İbranice metinde korunur.
Okunuş: ToraOku Türkçe okunuş katmanı. Morfoloji ve temel kelime: OSHB v2.2. Kök: Open Scriptures Hebrew Lexicon. Türkçe anlam yalnız editoryal olarak doğrulanmışsa gösterilir.