Vayar Elohim et haor ki tov vayavdel Elohim ben haor uven hahoşeh.
וַיַּ֧רְא אֱלֹהִ֛ים אֶת־הָא֖וֹר כִּי־ט֑וֹב וַיַּבְדֵּ֣ל אֱלֹהִ֔ים בֵּ֥ין הָא֖וֹר וּבֵ֥ין הַחֹֽשֶׁךְ׃
Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve ışığı karanlıktan ayırdı.
Vayikra Elohim layabaşa erets ulemikve hamayim kara yamim vayar Elohim ki tov.
וַיִּקְרָ֨א אֱלֹהִ֤ים ׀ לַיַּבָּשָׁה֙ אֶ֔רֶץ וּלְמִקְוֵ֥ה הַמַּ֖יִם קָרָ֣א יַמִּ֑ים וַיַּ֥רְא אֱלֹהִ֖ים כִּי־טֽוֹב׃
Tanrı kuru yere “kara”, toplanan sulara “denizler” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Vatotse haarets deşe esev mazria zera lemineu veets ose peri aşer zaro vo lemineu vayar Elohim ki tov.
וַתּוֹצֵ֨א הָאָ֜רֶץ דֶּ֠שֶׁא עֵ֣שֶׂב מַזְרִ֤יעַ זֶ֙רַע֙ לְמִינֵ֔הוּ וְעֵ֧ץ עֹֽשֶׂה־פְּרִ֛י אֲשֶׁ֥ר זַרְעוֹ־ב֖וֹ לְמִינֵ֑הוּ וַיַּ֥רְא אֱלֹהִ֖ים כִּי־טֽוֹב׃
Yeryüzü yeşillik, türüne göre tohum veren bitkiler ve türüne göre, tohumu meyvesinde bulunan meyveler veren ağaçlar yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Velimşol bayom uvalayla ulahavdil ben haor uven hahoşeh vayar Elohim ki tov.
וְלִמְשֹׁל֙ בַּיּ֣וֹם וּבַלַּ֔יְלָה וּֽלֲהַבְדִּ֔יל בֵּ֥ין הָא֖וֹר וּבֵ֣ין הַחֹ֑שֶׁךְ וַיַּ֥רְא אֱלֹהִ֖ים כִּי־טֽוֹב׃
gündüze ve geceye hükmetsinler, ışığı karanlıktan ayırsınlar diye. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Vayivra Elohim et hataninim hagedolim veet kol nefeş hahaya haromeset aşer şaretsu hamayim leminehem veet kol of kanaf lemineu vayar Elohim ki tov.
וַיִּבְרָ֣א אֱלֹהִ֔ים אֶת־הַתַּנִּינִ֖ם הַגְּדֹלִ֑ים וְאֵ֣ת כָּל־נֶ֣פֶשׁ הַֽחַיָּ֣ה ׀ הָֽרֹמֶ֡שֶׂת אֲשֶׁר֩ שָׁרְצ֨וּ הַמַּ֜יִם לְמִֽינֵהֶ֗ם וְאֵ֨ת כָּל־ע֤וֹף כָּנָף֙ לְמִינֵ֔הוּ וַיַּ֥רְא אֱלֹהִ֖ים כִּי־טֽוֹב׃
Tanrı büyük deniz canlılarını, suların dolup taştığı, hareket eden bütün canlıları türlerine göre ve bütün kanatlı kuşları türlerine göre yarattı. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Vayaas Elohim et hayat haarets leminah veet habehema leminah veet kol remes haadama lemineu vayar Elohim ki tov.
וַיַּ֣עַשׂ אֱלֹהִים֩ אֶת־חַיַּ֨ת הָאָ֜רֶץ לְמִינָ֗הּ וְאֶת־הַבְּהֵמָה֙ לְמִינָ֔הּ וְאֵ֛ת כָּל־רֶ֥מֶשׂ הָֽאֲדָמָ֖ה לְמִינֵ֑הוּ וַיַּ֥רְא אֱלֹהִ֖ים כִּי־טֽוֹב׃
Tanrı yaban hayvanlarını türlerine göre, evcil hayvanları türlerine göre ve toprak üzerinde hareket eden bütün canlıları türlerine göre yaptı. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Vayar Elohim et kol aşer asa vehine tov meod vayehi erev vayehi voker yom haşişi.
וַיַּ֤רְא אֱלֹהִים֙ אֶת־כָּל־אֲשֶׁ֣ר עָשָׂ֔ה וְהִנֵּה־ט֖וֹב מְאֹ֑ד וַֽיְהִי־עֶ֥רֶב וַֽיְהִי־בֹ֖קֶר י֥וֹם הַשִּׁשִּֽׁי׃ (פ)
Tanrı yaptığı her şeye baktı; işte, hepsi çok iyiydi. Akşam oldu, sabah oldu: altıncı gün.
Vayar Adonay ki raba raat haadam baarets vehol yetser mahşevot libo rak ra kol hayom.
וַיַּ֣רְא יְהוָ֔ה כִּ֥י רַבָּ֛ה רָעַ֥ת הָאָדָ֖ם בָּאָ֑רֶץ וְכָל־יֵ֙צֶר֙ מַחְשְׁבֹ֣ת לִבּ֔וֹ רַ֥ק רַ֖ע כָּל־הַיּֽוֹם׃
Adonay, insanın yeryüzündeki kötülüğünün çok olduğunu, yüreğindeki düşüncelerin her eğiliminin sürekli yalnız kötülüğe yöneldiğini gördü.
Vayar Elohim et haarets vehine nişhata ki hişhit kol basar et darko al haarets.
וַיַּ֧רְא אֱלֹהִ֛ים אֶת־הָאָ֖רֶץ וְהִנֵּ֣ה נִשְׁחָ֑תָה כִּֽי־הִשְׁחִ֧ית כָּל־בָּשָׂ֛ר אֶת־דַּרְכּ֖וֹ עַל־הָאָֽרֶץ׃ (ס)
Tanrı yeryüzüne baktı; işte, yozlaşmıştı. Çünkü yeryüzündeki bütün canlılar yollarını bozmuştu.
Vayehi beahat veşeş meot şana barişon beehad lahodeş harevu hamayim meal haarets vayasar noah et mihse hateva vayar vehine harevu pene haadama.
וַֽ֠יְהִי בְּאַחַ֨ת וְשֵׁשׁ־מֵא֜וֹת שָׁנָ֗ה בָּֽרִאשׁוֹן֙ בְּאֶחָ֣ד לַחֹ֔דֶשׁ חָֽרְב֥וּ הַמַּ֖יִם מֵעַ֣ל הָאָ֑רֶץ וַיָּ֤סַר נֹ֙חַ֙ אֶת־מִכְסֵ֣ה הַתֵּבָ֔ה וַיַּ֕רְא וְהִנֵּ֥ה חָֽרְב֖וּ פְּנֵ֥י הָֽאֲדָמָֽה׃
Noah’ın altı yüz birinci yılında, birinci ayın birinci gününde, yeryüzündeki sular kurumuştu. Noah geminin örtüsünü kaldırıp baktı; işte, toprağın yüzü kurumuştu.
Vayar ham avi henaan et ervat aviv vayaged lişne ehav bahuts.
וַיַּ֗רְא חָ֚ם אֲבִ֣י כְנַ֔עַן אֵ֖ת עֶרְוַ֣ת אָבִ֑יו וַיַּגֵּ֥ד לִשְׁנֵֽי־אֶחָ֖יו בַּחֽוּץ׃
Kenaan’ın babası Ham, babasının çıplaklığını gördü ve dışarıdaki iki kardeşine anlattı.
Vayisa lot et enav vayar et kol kikar hayarden ki hulah maşke lifne şahet Adonay et sedom veet amora kegan Adonay keerets mitsrayim boaha tsoar.
וַיִּשָּׂא־ל֣וֹט אֶת־עֵינָ֗יו וַיַּרְא֙ אֶת־כָּל־כִּכַּ֣ר הַיַּרְדֵּ֔ן כִּ֥י כֻלָּ֖הּ מַשְׁקֶ֑ה לִפְנֵ֣י ׀ שַׁחֵ֣ת יְהוָ֗ה אֶת־סְדֹם֙ וְאֶת־עֲמֹרָ֔ה כְּגַן־יְהוָה֙ כְּאֶ֣רֶץ מִצְרַ֔יִם בֹּאֲכָ֖ה צֹֽעַר׃
Lot gözlerini kaldırıp Yarden ovasının tamamına baktı; her yeri sulaktı. Adonay Sedom ve Amora’yı yok etmeden önce, Tsoar’a doğru uzanan bu bölge Adonay’ın bahçesi gibi, Mısır ülkesi gibiydi.
Bu ayette 2 kez
Vayisa enav vayar vehine şeloşa anaşim nitsavim alav vayar vayarats likratam mipetah haohel vayiştahu aretsa.
וַיִּשָּׂ֤א עֵינָיו֙ וַיַּ֔רְא וְהִנֵּה֙ שְׁלֹשָׁ֣ה אֲנָשִׁ֔ים נִצָּבִ֖ים עָלָ֑יו וַיַּ֗רְא וַיָּ֤רָץ לִקְרָאתָם֙ מִפֶּ֣תַח הָאֹ֔הֶל וַיִּשְׁתַּ֖חוּ אָֽרְצָה׃
Gözlerini kaldırıp baktı; işte, karşısında üç adam duruyordu. Onları görünce çadırın girişinden koşup karşılamaya gitti ve yere eğildi.
Vayavou şene hamalahim sedoma baerev velot yoşev beşaar sedom vayar lot vayakom likratam vayiştahu apayim aretsa.
וַ֠יָּבֹאוּ שְׁנֵ֨י הַמַּלְאָכִ֤ים סְדֹ֙מָה֙ בָּעֶ֔רֶב וְל֖וֹט יֹשֵׁ֣ב בְּשַֽׁעַר־סְדֹ֑ם וַיַּרְא־לוֹט֙ וַיָּ֣קָם לִקְרָאתָ֔ם וַיִּשְׁתַּ֥חוּ אַפַּ֖יִם אָֽרְצָה׃
İki melek akşamleyin Sedom’a geldi. Lot, Sedom’un kapısında oturuyordu. Onları görünce karşılamak için kalktı ve yüzü yere değecek biçimde eğildi.
Vayaşkef al pene sedom vaamora veal kol pene erets hakikar vayar vehine ala kitor haarets kekitor hakivşan.
וַיַּשְׁקֵ֗ף עַל־פְּנֵ֤י סְדֹם֙ וַעֲמֹרָ֔ה וְעַֽל־כָּל־פְּנֵ֖י אֶ֣רֶץ הַכִּכָּ֑ר וַיַּ֗רְא וְהִנֵּ֤ה עָלָה֙ קִיטֹ֣ר הָאָ֔רֶץ כְּקִיטֹ֖ר הַכִּבְשָֽׁן׃
Sedom’a, Amora’ya ve bütün ova ülkesine baktı. İşte, ülkenin dumanı bir fırının dumanı gibi yükseliyordu.
Bayom haşelişi vayisa avraham et enav vayar et hamakom merahok.
בַּיּ֣וֹם הַשְּׁלִישִׁ֗י וַיִּשָּׂ֨א אַבְרָהָ֧ם אֶת־עֵינָ֛יו וַיַּ֥רְא אֶת־הַמָּק֖וֹם מֵרָחֹֽק׃
Üçüncü gün Avraam gözlerini kaldırıp o yeri uzaktan gördü.
Vayisa avraham et enav vayar vehine ayil ahar neehaz basevah bekarnav vayeleh avraham vayikah et haayil vayaaleu leola tahat beno.
וַיִּשָּׂ֨א אַבְרָהָ֜ם אֶת־עֵינָ֗יו וַיַּרְא֙ וְהִנֵּה־אַ֔יִל אַחַ֕ר נֶאֱחַ֥ז בַּסְּבַ֖ךְ בְּקַרְנָ֑יו וַיֵּ֤לֶךְ אַבְרָהָם֙ וַיִּקַּ֣ח אֶת־הָאַ֔יִל וַיַּעֲלֵ֥הוּ לְעֹלָ֖ה תַּ֥חַת בְּנֽוֹ׃
Avraam gözlerini kaldırıp baktı. İşte, arkasında boynuzları çalılığa takılmış bir koç vardı. Avraam gidip koçu aldı ve oğlunun yerine yakmalık sunu olarak sundu.
Vayetse yitshak lasuah basade lifnot arev vayisa enav vayar vehine gemalim baim.
וַיֵּצֵ֥א יִצְחָ֛ק לָשׂ֥וּחַ בַּשָּׂדֶ֖ה לִפְנ֣וֹת עָ֑רֶב וַיִּשָּׂ֤א עֵינָיו֙ וַיַּ֔רְא וְהִנֵּ֥ה גְמַלִּ֖ים בָּאִֽים׃
Yitshak akşama doğru kırda dua etmeye çıktı. Gözlerini kaldırıp baktı; işte, develer geliyordu.
Vayehi ki arehu lo şam hayamim vayaşkef avimeleh meleh peliştim bead hahalon vayar vehine yitshak metsahek et rivka işto.
וַיְהִ֗י כִּ֣י אָֽרְכוּ־ל֥וֹ שָׁם֙ הַיָּמִ֔ים וַיַּשְׁקֵ֗ף אֲבִימֶ֙לֶךְ֙ מֶ֣לֶךְ פְּלִשְׁתִּ֔ים בְּעַ֖ד הַֽחַלּ֑וֹן וַיַּ֗רְא וְהִנֵּ֤ה יִצְחָק֙ מְצַחֵ֔ק אֵ֖ת רִבְקָ֥ה אִשְׁתּֽוֹ׃
Orada uzun zaman geçirdikten sonra Peliştilerin kralı Avimeleh pencereden baktı. Yitshak’ın karısı Rivka’yı okşadığını gördü.
Vayar esav ki verah yitshak et yaakov veşilah oto padena aram lakahat lo mişam işa bevaraho oto vayetsav alav lemor lo tikah işa mibenot kenaan.
וַיַּ֣רְא עֵשָׂ֗ו כִּֽי־בֵרַ֣ךְ יִצְחָק֮ אֶֽת־יַעֲקֹב֒ וְשִׁלַּ֤ח אֹתוֹ֙ פַּדֶּ֣נָֽה אֲרָ֔ם לָקַֽחַת־ל֥וֹ מִשָּׁ֖ם אִשָּׁ֑ה בְּבָרֲכ֣וֹ אֹת֔וֹ וַיְצַ֤ו עָלָיו֙ לֵאמֹ֔ר לֹֽא־תִקַּ֥ח אִשָּׁ֖ה מִבְּנ֥וֹת כְּנָֽעַן׃
Esav, Yitshak’ın Yaakov’u kutsayıp oradan bir eş alması için Padan-Aram’a gönderdiğini gördü. Onu kutsarken, “Kenaan kızlarından eş almayacaksın” diye emrettiğini de öğrendi.
Vayar esav ki raot benot kenaan beene yitshak aviv.
וַיַּ֣רְא עֵשָׂ֔ו כִּ֥י רָע֖וֹת בְּנ֣וֹת כְּנָ֑עַן בְּעֵינֵ֖י יִצְחָ֥ק אָבִֽיו׃
Esav, Kenaan kızlarının babası Yitshak’ın gözünde hoş karşılanmadığını anladı.
Vayar vehine veer basade vehine şam şeloşa edre tson rovetsim aleha ki min habeer hahi yaşku haadarim vehaeven gedola al pi habeer.
וַיַּ֞רְא וְהִנֵּ֧ה בְאֵ֣ר בַּשָּׂדֶ֗ה וְהִנֵּה־שָׁ֞ם שְׁלֹשָׁ֤ה עֶדְרֵי־צֹאן֙ רֹבְצִ֣ים עָלֶ֔יהָ כִּ֚י מִן־הַבְּאֵ֣ר הַהִ֔וא יַשְׁק֖וּ הָעֲדָרִ֑ים וְהָאֶ֥בֶן גְּדֹלָ֖ה עַל־פִּ֥י הַבְּאֵֽר׃
Baktı ve kırda bir kuyu gördü. Yanında üç küçükbaş hayvan sürüsü yatıyordu; çünkü sürüler o kuyudan sulanırdı. Kuyunun ağzında büyük bir taş vardı.
Vayar Adonay ki senua lea vayiftah et rahmah verahel akara.
וַיַּ֤רְא יְהוָה֙ כִּֽי־שְׂנוּאָ֣ה לֵאָ֔ה וַיִּפְתַּ֖ח אֶת־רַחְמָ֑הּ וְרָחֵ֖ל עֲקָרָֽה׃
Adonay, Lea’nın sevilmediğini görünce onun rahmini açtı. Rahel ise kısırdı.
Vayar yaakov et pene lavan vehine enenu imo kitmol şilşom.
וַיַּ֥רְא יַעֲקֹ֖ב אֶת־פְּנֵ֣י לָבָ֑ן וְהִנֵּ֥ה אֵינֶ֛נּוּ עִמּ֖וֹ כִּתְמ֥וֹל שִׁלְשֽׁוֹם׃
Yaakov, Lavan’ın yüzüne baktı; kendisine karşı eskisi gibi olmadığını gördü.
Vayar ki lo yahol lo vayiga behaf yereho vateka kaf yereh yaakov beheaveko imo.
וַיַּ֗רְא כִּ֣י לֹ֤א יָכֹל֙ ל֔וֹ וַיִּגַּ֖ע בְּכַף־יְרֵכ֑וֹ וַתֵּ֙קַע֙ כַּף־יֶ֣רֶךְ יַעֲקֹ֔ב בְּהֵֽאָבְק֖וֹ עִמּֽוֹ׃
Adam onu yenemediğini görünce kalça eklemine dokundu. Onunla güreşirken Yaakov’un kalçası yerinden çıktı.
Vayisa yaakov enav vayar vehine esav ba veimo arba meot iş vayahats et hayeladim al lea veal rahel veal şete haşefahot.
וַיִּשָּׂ֨א יַעֲקֹ֜ב עֵינָ֗יו וַיַּרְא֙ וְהִנֵּ֣ה עֵשָׂ֣ו בָּ֔א וְעִמּ֕וֹ אַרְבַּ֥ע מֵא֖וֹת אִ֑ישׁ וַיַּ֣חַץ אֶת־הַיְלָדִ֗ים עַל־לֵאָה֙ וְעַל־רָחֵ֔ל וְעַ֖ל שְׁתֵּ֥י הַשְּׁפָחֽוֹת׃
Yaakov gözlerini kaldırıp baktı. Esav, yanında dört yüz adamla geliyordu. Çocukları Lea’nın, Rahel’in ve iki hizmetkâr kadının yanına ayırdı.
Vayisa et enav vayar et hanaşim veet hayeladim vayomer mi ele lah vayomar hayeladim aşer hanan Elohim et avdeha.
וַיִּשָּׂ֣א אֶת־עֵינָ֗יו וַיַּ֤רְא אֶת־הַנָּשִׁים֙ וְאֶת־הַיְלָדִ֔ים וַיֹּ֖אמֶר מִי־אֵ֣לֶּה לָּ֑ךְ וַיֹּאמַ֕ר הַיְלָדִ֕ים אֲשֶׁר־חָנַ֥ן אֱלֹהִ֖ים אֶת־עַבְדֶּֽךָ׃
Esav gözlerini kaldırıp kadınları ve çocukları gördü. “Yanındakiler kim?” diye sordu. Yaakov, “Tanrı’nın kuluna bağışladığı çocuklar” dedi.
Vayar otah şehem ben hamor hahivi nesi haarets vayikah otah vayişkav otah vayeaneha.
וַיַּ֨רְא אֹתָ֜הּ שְׁכֶ֧ם בֶּן־חֲמ֛וֹר הַֽחִוִּ֖י נְשִׂ֣יא הָאָ֑רֶץ וַיִּקַּ֥ח אֹתָ֛הּ וַיִּשְׁכַּ֥ב אֹתָ֖הּ וַיְעַנֶּֽהָ׃
Hivi Hamor’un oğlu, ülkenin beyi Şehem, onu gördü. Onu alıp onunla yattı ve ona zorla sahip oldu.
Vayar şam yehuda bat iş kenaani uşemo şua vayikaheha vayavo eleha.
וַיַּרְא־שָׁ֧ם יְהוּדָ֛ה בַּת־אִ֥ישׁ כְּנַעֲנִ֖י וּשְׁמ֣וֹ שׁ֑וּעַ וַיִּקָּחֶ֖הָ וַיָּבֹ֥א אֵלֶֽיהָ׃
Yehuda orada Şua adında Kenaanlı bir adamın kızını gördü. Onu eş olarak aldı ve onunla birlikte oldu.
Vayar adonav ki Adonay ito vehol aşer u ose Adonay matsliah beyado.
וַיַּ֣רְא אֲדֹנָ֔יו כִּ֥י יְהוָ֖ה אִתּ֑וֹ וְכֹל֙ אֲשֶׁר־ה֣וּא עֹשֶׂ֔ה יְהוָ֖ה מַצְלִ֥יחַ בְּיָדֽוֹ׃
Efendisi, Adonay’ın onunla olduğunu ve yaptığı her işi başarıya ulaştırdığını gördü.
Vayavo alehem yosef baboker vayar otam vehinam zoafim.
וַיָּבֹ֧א אֲלֵיהֶ֛ם יוֹסֵ֖ף בַּבֹּ֑קֶר וַיַּ֣רְא אֹתָ֔ם וְהִנָּ֖ם זֹעֲפִֽים׃
Yosef sabah yanlarına geldiğinde onları üzgün gördü.
Vayar sar haofim ki tov patar vayomer el yosef af ani bahalomi vehine şeloşa sale hori al roşi.
וַיַּ֥רְא שַׂר־הָאֹפִ֖ים כִּ֣י ט֣וֹב פָּתָ֑ר וַיֹּ֙אמֶר֙ אֶל־יוֹסֵ֔ף אַף־אֲנִי֙ בַּחֲלוֹמִ֔י וְהִנֵּ֗ה שְׁלֹשָׁ֛ה סַלֵּ֥י חֹרִ֖י עַל־רֹאשִֽׁי׃
Başfırıncı, Yosef’in iyiye yorumladığını görünce, “Benim rüyamda da başımın üzerinde üç örgü sepet vardı” dedi.
Vayar yaakov ki yeş şever bemitsrayim vayomer yaakov levanav lama titrau.
וַיַּ֣רְא יַעֲקֹ֔ב כִּ֥י יֶשׁ־שֶׁ֖בֶר בְּמִצְרָ֑יִם וַיֹּ֤אמֶר יַעֲקֹב֙ לְבָנָ֔יו לָ֖מָּה תִּתְרָאֽוּ׃
Yaakov, Mısır’da tahıl bulunduğunu öğrendi. Oğullarına, “Neden birbirinize bakıp duruyorsunuz?” dedi.
Vayar yosef et ehav vayakirem vayitnaker alehem vayedaber itam kaşot vayomer alehem meayin batem vayomeru meerets kenaan lişbar ohel.
וַיַּ֥רְא יוֹסֵ֛ף אֶת־אֶחָ֖יו וַיַּכִּרֵ֑ם וַיִּתְנַכֵּ֨ר אֲלֵיהֶ֜ם וַיְדַבֵּ֧ר אִתָּ֣ם קָשׁ֗וֹת וַיֹּ֤אמֶר אֲלֵהֶם֙ מֵאַ֣יִן בָּאתֶ֔ם וַיֹּ֣אמְר֔וּ מֵאֶ֥רֶץ כְּנַ֖עַן לִשְׁבָּר־אֹֽכֶל׃
Yosef kardeşlerini görünce tanıdı ama onlara yabancı gibi davrandı, sert konuştu. “Nereden geldiniz?” diye sordu. “Kenaan ülkesinden, yiyecek satın almaya” dediler.
Vayiftah haehad et sako latet mispo lahamoro bamalon vayar et kaspo vehine u befi amtahto.
וַיִּפְתַּ֨ח הָאֶחָ֜ד אֶת־שַׂקּ֗וֹ לָתֵ֥ת מִסְפּ֛וֹא לַחֲמֹר֖וֹ בַּמָּל֑וֹן וַיַּרְא֙ אֶת־כַּסְפּ֔וֹ וְהִנֵּה־ה֖וּא בְּפִ֥י אַמְתַּחְתּֽוֹ׃
Konakladıkları yerde içlerinden biri eşeğine yem vermek için çuvalını açınca parasını gördü. Para torbasının ağzındaydı.
Vayar yosef itam et binyamin vayomer laaşer al beto have et haanaşim habayeta utevoah tevah vehahen ki iti yohelu haanaşim batsohorayim.
וַיַּ֨רְא יוֹסֵ֣ף אִתָּם֮ אֶת־בִּנְיָמִין֒ וַיֹּ֙אמֶר֙ לַֽאֲשֶׁ֣ר עַל־בֵּית֔וֹ הָבֵ֥א אֶת־הָאֲנָשִׁ֖ים הַבָּ֑יְתָה וּטְבֹ֤חַ טֶ֙בַח֙ וְהָכֵ֔ן כִּ֥י אִתִּ֛י יֹאכְל֥וּ הָאֲנָשִׁ֖ים בַּֽצָּהֳרָֽיִם׃
Yosef, Binyamin’i yanlarında görünce evinin sorumlusuna, “Bu adamları eve götür” dedi. “Bir hayvan kestirip yemek hazırlat. Bu adamlar öğleyin benimle yemek yiyecek.”
Vayisa enav vayar et binyamin ahiv ben imo vayomer haze ahihem hakaton aşer amartem elay vayomar Elohim yaheneha beni.
וַיִּשָּׂ֣א עֵינָ֗יו וַיַּ֞רְא אֶת־בִּנְיָמִ֣ין אָחִיו֮ בֶּן־אִמּוֹ֒ וַיֹּ֗אמֶר הֲזֶה֙ אֲחִיכֶ֣ם הַקָּטֹ֔ן אֲשֶׁ֥ר אֲמַרְתֶּ֖ם אֵלָ֑י וַיֹּאמַ֕ר אֱלֹהִ֥ים יָחְנְךָ֖ בְּנִֽי׃
Yosef gözlerini kaldırıp öz kardeşi, annesinin oğlu Binyamin’i gördü. “Bana sözünü ettiğiniz en küçük kardeşiniz bu mu?” diye sordu. Ardından, “Tanrı sana iyilik göstersin, oğlum” dedi.
Vayedaberu elav et kol divre yosef aşer diber alehem vayar et haagalot aşer şalah yosef laset oto vatehi ruah yaakov avihem.
וַיְדַבְּר֣וּ אֵלָ֗יו אֵ֣ת כָּל־דִּבְרֵ֤י יוֹסֵף֙ אֲשֶׁ֣ר דִּבֶּ֣ר אֲלֵהֶ֔ם וַיַּרְא֙ אֶת־הָ֣עֲגָל֔וֹת אֲשֶׁר־שָׁלַ֥ח יוֹסֵ֖ף לָשֵׂ֣את אֹת֑וֹ וַתְּחִ֕י ר֖וּחַ יַעֲקֹ֥ב אֲבִיהֶֽם׃
Yosef’in kendilerine söylediği bütün sözleri ona anlattılar. Babaları Yaakov, Yosef’in kendisini taşımak için gönderdiği arabaları görünce yeniden canlandı.
Vayar yisrael et bene yosef vayomer mi ele.
וַיַּ֥רְא יִשְׂרָאֵ֖ל אֶת־בְּנֵ֣י יוֹסֵ֑ף וַיֹּ֖אמֶר מִי־אֵֽלֶּה׃
İsrael, Yosef’in oğullarını görünce, “Bunlar kim?” diye sordu.
Vayar yosef ki yaşit aviv yad yemino al roş efrayim vayera beenav vayitmoh yad aviv lehasir otah meal roş efrayim al roş menaşe.
וַיַּ֣רְא יוֹסֵ֗ף כִּי־יָשִׁ֨ית אָבִ֧יו יַד־יְמִינ֛וֹ עַל־רֹ֥אשׁ אֶפְרַ֖יִם וַיֵּ֣רַע בְּעֵינָ֑יו וַיִּתְמֹ֣ךְ יַד־אָבִ֗יו לְהָסִ֥יר אֹתָ֛הּ מֵעַ֥ל רֹאשׁ־אֶפְרַ֖יִם עַל־רֹ֥אשׁ מְנַשֶּֽׁה׃
Yosef, babasının sağ elini Efrayim’in başına koyduğunu görünce bundan hoşlanmadı. Efrayim’in başından kaldırıp Menaşe’nin başına koymak için babasının elini tuttu.
Vayar menuha ki tov veet haarets ki naema vayet şihmo lisbol vayehi lemas oved.
וַיַּ֤רְא מְנֻחָה֙ כִּ֣י ט֔וֹב וְאֶת־הָאָ֖רֶץ כִּ֣י נָעֵ֑מָה וַיֵּ֤ט שִׁכְמוֹ֙ לִסְבֹּ֔ל וַיְהִ֖י לְמַס־עֹבֵֽד׃ (ס)
Dinlenecek yerin iyi, ülkenin güzel olduğunu gördü. Yük taşımak için omzunu eğdi ve zorunlu hizmete boyun eğdi.
Vayar yoşev haarets hakenaani et haevel begoren haatad vayomeru evel kaved ze lemitsrayim al ken kara şemah avel mitsrayim aşer beever hayarden.
וַיַּ֡רְא יוֹשֵׁב֩ הָאָ֨רֶץ הַֽכְּנַעֲנִ֜י אֶת־הָאֵ֗בֶל בְּגֹ֙רֶן֙ הָֽאָטָ֔ד וַיֹּ֣אמְר֔וּ אֵֽבֶל־כָּבֵ֥ד זֶ֖ה לְמִצְרָ֑יִם עַל־כֵּ֞ן קָרָ֤א שְׁמָהּ֙ אָבֵ֣ל מִצְרַ֔יִם אֲשֶׁ֖ר בְּעֵ֥בֶר הַיַּרְדֵּֽן׃
Ülkenin Kenaanlı halkı Goren Haatad’daki yası görünce, “Mısırlılar için ne ağır bir yas!” dedi. Bu yüzden Yarden’in öte yakasındaki o yere Avel Mitsrayim adı verildi.
Vayar yosef leefrayim bene şileşim gam bene mahir ben menaşe yuledu al birke yosef.
וַיַּ֤רְא יוֹסֵף֙ לְאֶפְרַ֔יִם בְּנֵ֖י שִׁלֵּשִׁ֑ים גַּ֗ם בְּנֵ֤י מָכִיר֙ בֶּן־מְנַשֶּׁ֔ה יֻלְּד֖וּ עַל־בִּרְכֵּ֥י יוֹסֵֽף׃
Yosef, Efrayim’in soyunun üçüncü kuşağını gördü. Menaşe’nin oğlu Mahir’in çocukları da Yosef’in dizlerinde büyüdü.
Bu ayette 2 kez
Vayehi bayamim hahem vayigdal moşe vayetse el ehav vayar besivlotam vayar iş mitsri make iş ivri meehav.
וַיְהִ֣י ׀ בַּיָּמִ֣ים הָהֵ֗ם וַיִּגְדַּ֤ל מֹשֶׁה֙ וַיֵּצֵ֣א אֶל־אֶחָ֔יו וַיַּ֖רְא בְּסִבְלֹתָ֑ם וַיַּרְא֙ אִ֣ישׁ מִצְרִ֔י מַכֶּ֥ה אִישׁ־עִבְרִ֖י מֵאֶחָֽיו׃
O günlerde Moşe büyümüştü. Kardeşlerinin yanına çıktı ve onların ağır yükler altında çalıştığını gördü. Bir Mısırlının, kardeşlerinden bir İbraniyi dövdüğünü gördü.
Vayifen ko vaho vayar ki en iş vayah et hamitsri vayitmeneu bahol.
וַיִּ֤פֶן כֹּה֙ וָכֹ֔ה וַיַּ֖רְא כִּ֣י אֵ֣ין אִ֑ישׁ וַיַּךְ֙ אֶת־הַמִּצְרִ֔י וַֽיִּטְמְנֵ֖הוּ בַּחֽוֹל׃
Sağına soluna bakıp kimsenin olmadığını görünce Mısırlıyı öldürdü ve kuma gömdü.
Vayar Elohim et bene yisrael vayeda Elohim.
וַיַּ֥רְא אֱלֹהִ֖ים אֶת־בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֑ל וַיֵּ֖דַע אֱלֹהִֽים׃ (ס)
Tanrı İsrael oğullarını gördü; durumlarını biliyordu.
Vayera malah Adonay elav belabat eş mitoh hasene vayar vehine hasene boer baeş vehasene enenu ukal.
וַ֠יֵּרָא מַלְאַ֨ךְ יְהֹוָ֥ה אֵלָ֛יו בְּלַבַּת־אֵ֖שׁ מִתּ֣וֹךְ הַסְּנֶ֑ה וַיַּ֗רְא וְהִנֵּ֤ה הַסְּנֶה֙ בֹּעֵ֣ר בָּאֵ֔שׁ וְהַסְּנֶ֖ה אֵינֶ֥נּוּ אֻכָּֽל׃
Adonay’ın meleği, bir çalının ortasından yükselen ateş alevinde ona göründü. Moşe baktı: Çalı ateş içinde yanıyor ama yanıp bitmiyordu.
Vayar Adonay ki sar lirot vayikra elav Elohim mitoh hasene vayomer moşe moşe vayomer hineni.
וַיַּ֥רְא יְהוָ֖ה כִּ֣י סָ֣ר לִרְא֑וֹת וַיִּקְרָא֩ אֵלָ֨יו אֱלֹהִ֜ים מִתּ֣וֹךְ הַסְּנֶ֗ה וַיֹּ֛אמֶר מֹשֶׁ֥ה מֹשֶׁ֖ה וַיֹּ֥אמֶר הִנֵּֽנִי׃
Adonay, onun bakmak için yaklaştığını görünce Tanrı çalının içinden, “Moşe, Moşe!” diye seslendi. Moşe, “Buradayım” dedi.
Vayar paro ki hayeta harevaha vehahbed et libo velo şama alehem kaaşer diber Adonay.
וַיַּ֣רְא פַּרְעֹ֗ה כִּ֤י הָֽיְתָה֙ הָֽרְוָחָ֔ה וְהַכְבֵּד֙ אֶת־לִבּ֔וֹ וְלֹ֥א שָׁמַ֖ע אֲלֵהֶ֑ם כַּאֲשֶׁ֖ר דִּבֶּ֥ר יְהוָֽה׃ (ס)
Firavun rahatladığını görünce yüreğini ağırlaştırdı. Adonay’ın söylediği gibi onları dinlemedi.
Vayar paro ki hadal hamatar vehabarad vehakolot vayosef lahato vayahbed libo u vaavadav.
וַיַּ֣רְא פַּרְעֹ֗ה כִּֽי־חָדַ֨ל הַמָּטָ֧ר וְהַבָּרָ֛ד וְהַקֹּלֹ֖ת וַיֹּ֣סֶף לַחֲטֹ֑א וַיַּכְבֵּ֥ד לִבּ֖וֹ ה֥וּא וַעֲבָדָֽיו׃
Firavun yağmurun, dolunun ve gök gürültülerinin kesildiğini görünce yine günah işledi. Hem o hem de görevlileri yüreklerini ağırlaştırdılar.