Lemma אָמַר
Kök — שורש (şoreş, kök) אמר
Biçim: bağlaç + fiil, Kal, wayyiqtol (ardışık tamamlanmamış), 3. kişi, eril, tekil
Bu çözümleme: 632 kullanım
Teknik kod
HC/Vqw3msTORA KELİME DİZİNİ
Bu yazılı biçim Tora’da 632 kez, 594 ayette geçer.
Bu İbranice yazılı biçime doğrulanmış kelime sırası üzerinden bağlı okunuşlar:
Aynı yazılı biçim bağlama göre birden fazla lemma veya dilbilgisel yapıya sahip olabilir. Aşağıdaki çözümlemelerin tamamı Tora’daki gerçek kullanımlardan gelir.
Lemma אָמַר
Kök — שורש (şoreş, kök) אמר
Biçim: bağlaç + fiil, Kal, wayyiqtol (ardışık tamamlanmamış), 3. kişi, eril, tekil
Bu çözümleme: 632 kullanım
HC/Vqw3msMorfoloji ve lemma: Open Scriptures Hebrew Bible (OSHB) v2.2. Lemma–kök ilişkileri: Open Scriptures Hebrew Lexicon. Her iki veri kümesi CC BY 4.0 lisanslıdır.
Kelime dizini nikud ve teamim işaretlerini yazılı biçim kimliğine katmaz. Kök — שורש (şoreş, kök), lemma ve Türkçe okunuş bağlantıları yalnız doğrulanmış kelime eşlemelerinden gelir; ToraOku eksik kökü veya okunuş eşleşmesini tahmin etmez.
Bu ayette 2 kez
וַיּוֹצֵ֨א אֹת֜וֹ הַח֗וּצָה וַיֹּ֙אמֶר֙ הַבֶּט־נָ֣א הַשָּׁמַ֗יְמָה וּסְפֹר֙ הַכּ֣וֹכָבִ֔ים אִם־תּוּכַ֖ל לִסְפֹּ֣ר אֹתָ֑ם וַיֹּ֣אמֶר ל֔וֹ כֹּ֥ה יִהְיֶ֖ה זַרְעֶֽךָ׃
Onu dışarı çıkarıp, “Göğe bak; sayabilirsen yıldızları say” dedi. Sonra ona, “Senin soyun böyle olacak” dedi.
וַיֹּ֖אמֶר אֵלָ֑יו אֲנִ֣י יְהוָ֗ה אֲשֶׁ֤ר הוֹצֵאתִ֙יךָ֙ מֵא֣וּר כַּשְׂדִּ֔ים לָ֧תֶת לְךָ֛ אֶת־הָאָ֥רֶץ הַזֹּ֖את לְרִשְׁתָּֽהּ׃
Ona şöyle dedi: “Sana bu ülkeyi miras olarak vermek için seni Ur-Kasdim’den çıkaran Adonay Benim.”
וַיֹּאמַ֑ר אֲדֹנָ֣י יֱהוִ֔ה בַּמָּ֥ה אֵדַ֖ע כִּ֥י אִֽירָשֶֽׁנָּה׃
Avram, “Efendim Adonay, onu miras alacağımı nasıl bileceğim?” diye sordu.
וַיֹּ֣אמֶר אֵלָ֗יו קְחָ֥ה לִי֙ עֶגְלָ֣ה מְשֻׁלֶּ֔שֶׁת וְעֵ֥ז מְשֻׁלֶּ֖שֶׁת וְאַ֣יִל מְשֻׁלָּ֑שׁ וְתֹ֖ר וְגוֹזָֽל׃
Ona, “Bana üç yaşında bir düve, üç yaşında bir keçi, üç yaşında bir koç, bir kumru ve bir güvercin yavrusu getir” dedi.
וַיֹּ֣אמֶר לְאַבְרָ֗ם יָדֹ֨עַ תֵּדַ֜ע כִּי־גֵ֣ר ׀ יִהְיֶ֣ה זַרְעֲךָ֗ בְּאֶ֙רֶץ֙ לֹ֣א לָהֶ֔ם וַעֲבָד֖וּם וְעִנּ֣וּ אֹתָ֑ם אַרְבַּ֥ע מֵא֖וֹת שָׁנָֽה׃
Adonay Avram’a şöyle dedi: “Kesin olarak bil ki soyun kendilerine ait olmayan bir ülkede yabancı olacak. Onları köleleştirecek ve ezecekler; dört yüz yıl.
וַיֹּ֨אמֶר אַבְרָ֜ם אֶל־שָׂרַ֗י הִנֵּ֤ה שִׁפְחָתֵךְ֙ בְּיָדֵ֔ךְ עֲשִׂי־לָ֖הּ הַטּ֣וֹב בְּעֵינָ֑יִךְ וַתְּעַנֶּ֣הָ שָׂרַ֔י וַתִּבְרַ֖ח מִפָּנֶֽיהָ׃
Avram Saray’a, “İşte cariyen senin elinde; ona uygun gördüğünü yap” dedi. Saray ona eziyet etti; o da Saray’ın yanından kaçtı.
וַיֹּאמַ֗ר הָגָ֞ר שִׁפְחַ֥ת שָׂרַ֛י אֵֽי־מִזֶּ֥ה בָ֖את וְאָ֣נָה תֵלֵ֑כִי וַתֹּ֕אמֶר מִפְּנֵי֙ שָׂרַ֣י גְּבִרְתִּ֔י אָנֹכִ֖י בֹּרַֽחַת׃
“Saray’ın cariyesi Hagar, nereden geldin, nereye gidiyorsun?” diye sordu. Hagar, “Hanımım Saray’ın yanından kaçıyorum” dedi.
וַיֹּ֤אמֶר לָהּ֙ מַלְאַ֣ךְ יְהוָ֔ה שׁ֖וּבִי אֶל־גְּבִרְתֵּ֑ךְ וְהִתְעַנִּ֖י תַּ֥חַת יָדֶֽיהָ׃
Adonay’ın meleği ona, “Hanımına dön ve onun buyruğu altına gir” dedi.
וַיֹּ֤אמֶר לָהּ֙ מַלְאַ֣ךְ יְהוָ֔ה הַרְבָּ֥ה אַרְבֶּ֖ה אֶת־זַרְעֵ֑ךְ וְלֹ֥א יִסָּפֵ֖ר מֵרֹֽב׃
Adonay’ın meleği ona, “Soyunu çok çoğaltacağım; çokluğundan sayılamayacak” dedi.
וַיֹּ֤אמֶר לָהּ֙ מַלְאַ֣ךְ יְהוָ֔ה הִנָּ֥ךְ הָרָ֖ה וְיֹלַ֣דְתְּ בֵּ֑ן וְקָרָ֤את שְׁמוֹ֙ יִשְׁמָעֵ֔אל כִּֽי־שָׁמַ֥ע יְהוָ֖ה אֶל־עָנְיֵֽךְ׃
Adonay’ın meleği ona şöyle dedi: “İşte, gebesin ve bir oğul doğuracaksın. Ona Yişmael adını vereceksin; çünkü Adonay çektiğin sıkıntıyı duydu.
וַיְהִ֣י אַבְרָ֔ם בֶּן־תִּשְׁעִ֥ים שָׁנָ֖ה וְתֵ֣שַׁע שָׁנִ֑ים וַיֵּרָ֨א יְהוָ֜ה אֶל־אַבְרָ֗ם וַיֹּ֤אמֶר אֵלָיו֙ אֲנִי־אֵ֣ל שַׁדַּ֔י הִתְהַלֵּ֥ךְ לְפָנַ֖י וֶהְיֵ֥ה תָמִֽים׃
Avram doksan dokuz yaşındayken Adonay ona görünüp şöyle dedi: “Ben El Şaday’ım. Önümde yürü ve kusursuz ol.
וַיֹּ֤אמֶר אֱלֹהִים֙ אֶל־אַבְרָהָ֔ם וְאַתָּ֖ה אֶת־בְּרִיתִ֣י תִשְׁמֹ֑ר אַתָּ֛ה וְזַרְעֲךָ֥ אַֽחֲרֶ֖יךָ לְדֹרֹתָֽם׃
Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Sen ise antlaşmamı koruyacaksın; sen ve senden sonraki soyun, kuşakları boyunca.
וַיֹּ֤אמֶר אֱלֹהִים֙ אֶל־אַבְרָהָ֔ם שָׂרַ֣י אִשְׁתְּךָ֔ לֹא־תִקְרָ֥א אֶת־שְׁמָ֖הּ שָׂרָ֑י כִּ֥י שָׂרָ֖ה שְׁמָֽהּ׃
Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Karın Saray’a artık Saray demeyeceksin; onun adı Sara olacak.
וַיִּפֹּ֧ל אַבְרָהָ֛ם עַל־פָּנָ֖יו וַיִּצְחָ֑ק וַיֹּ֣אמֶר בְּלִבּ֗וֹ הַלְּבֶ֤ן מֵאָֽה־שָׁנָה֙ יִוָּלֵ֔ד וְאִ֨ם־שָׂרָ֔ה הֲבַת־תִּשְׁעִ֥ים שָׁנָ֖ה תֵּלֵֽד׃
Avraam yüzüstü yere kapanıp güldü ve içinden, “Yüz yaşındaki birinin çocuğu doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?” dedi.
וַיֹּ֥אמֶר אַבְרָהָ֖ם אֶל־הָֽאֱלֹהִ֑ים ל֥וּ יִשְׁמָעֵ֖אל יִחְיֶ֥ה לְפָנֶֽיךָ׃
Avraam Tanrı’ya, “Yişmael Senin önünde yaşasa!” dedi.
וַיֹּ֣אמֶר אֱלֹהִ֗ים אֲבָל֙ שָׂרָ֣ה אִשְׁתְּךָ֗ יֹלֶ֤דֶת לְךָ֙ בֵּ֔ן וְקָרָ֥אתָ אֶת־שְׁמ֖וֹ יִצְחָ֑ק וַהֲקִמֹתִ֨י אֶת־בְּרִיתִ֥י אִתּ֛וֹ לִבְרִ֥ית עוֹלָ֖ם לְזַרְע֥וֹ אַחֲרָֽיו׃
Tanrı şöyle dedi: “Ama karın Sara sana bir oğul doğuracak. Ona Yitshak adını vereceksin. Onunla ve ondan sonraki soyuyla antlaşmamı sonsuz bir antlaşma olarak kuracağım.
וַיֹּאמַ֑ר אֲדֹנָ֗י אִם־נָ֨א מָצָ֤אתִי חֵן֙ בְּעֵינֶ֔יךָ אַל־נָ֥א תַעֲבֹ֖ר מֵעַ֥ל עַבְדֶּֽךָ׃
“Efendim, eğer gözünde lütuf bulduysam lütfen kulunun yanından geçip gitme” dedi.
וַיְמַהֵ֧ר אַבְרָהָ֛ם הָאֹ֖הֱלָה אֶל־שָׂרָ֑ה וַיֹּ֗אמֶר מַהֲרִ֞י שְׁלֹ֤שׁ סְאִים֙ קֶ֣מַח סֹ֔לֶת ל֖וּשִׁי וַעֲשִׂ֥י עֻגֽוֹת׃
Avraam aceleyle çadıra, Sara’nın yanına gidip, “Çabuk, üç sea ince un al, yoğur ve ekmekler yap!” dedi.
וַיֹּאמְר֣וּ אֵׄלָׄ֔יׄוׄ אַיֵּ֖ה שָׂרָ֣ה אִשְׁתֶּ֑ךָ וַיֹּ֖אמֶר הִנֵּ֥ה בָאֹֽהֶל׃
Ona, “Karın Sara nerede?” diye sordular. “İşte, çadırda” dedi.
וַיֹּ֗אמֶר שׁ֣וֹב אָשׁ֤וּב אֵלֶ֙יךָ֙ כָּעֵ֣ת חַיָּ֔ה וְהִנֵּה־בֵ֖ן לְשָׂרָ֣ה אִשְׁתֶּ֑ךָ וְשָׂרָ֥ה שֹׁמַ֛עַת פֶּ֥תַח הָאֹ֖הֶל וְה֥וּא אַחֲרָֽיו׃
İçlerinden biri, “Gelecek yıl bu vakitte sana mutlaka döneceğim; karın Sara’nın bir oğlu olacak” dedi. Sara onun arkasında bulunan çadırın girişinde dinliyordu.
וַיֹּ֥אמֶר יְהוָ֖ה אֶל־אַבְרָהָ֑ם לָ֣מָּה זֶּה֩ צָחֲקָ֨ה שָׂרָ֜ה לֵאמֹ֗ר הַאַ֥ף אֻמְנָ֛ם אֵלֵ֖ד וַאֲנִ֥י זָקַֽנְתִּי׃
Adonay Avraam’a, “Sara neden ‘Ben yaşlanmışken gerçekten doğurabilir miyim?’ diyerek güldü?” dedi.
וַתְּכַחֵ֨שׁ שָׂרָ֧ה ׀ לֵאמֹ֛ר לֹ֥א צָחַ֖קְתִּי כִּ֣י ׀ יָרֵ֑אָה וַיֹּ֥אמֶר ׀ לֹ֖א כִּ֥י צָחָֽקְתְּ׃
Sara korktuğu için, “Gülmedim” diyerek inkâr etti. Ama O, “Hayır, güldün” dedi.
וַיֹּ֣אמֶר יְהוָ֔ה זַעֲקַ֛ת סְדֹ֥ם וַעֲמֹרָ֖ה כִּי־רָ֑בָּה וְחַ֨טָּאתָ֔ם כִּ֥י כָבְדָ֖ה מְאֹֽד׃
Adonay, “Sedom ve Amora’dan yükselen feryat çok büyük, günahları çok ağır” dedi.
וַיִּגַּ֥שׁ אַבְרָהָ֖ם וַיֹּאמַ֑ר הַאַ֣ף תִּסְפֶּ֔ה צַדִּ֖יק עִם־רָשָֽׁע׃
Avraam yaklaşıp, “Dürüstü kötüyle birlikte yok mu edeceksin?” diye sordu.
וַיֹּ֣אמֶר יְהוָ֔ה אִם־אֶמְצָ֥א בִסְדֹ֛ם חֲמִשִּׁ֥ים צַדִּיקִ֖ם בְּת֣וֹךְ הָעִ֑יר וְנָשָׂ֥אתִי לְכָל־הַמָּק֖וֹם בַּעֲבוּרָֽם׃
Adonay, “Sedom’da, kentin içinde elli dürüst kişi bulursam onların hatırına bütün o yeri bağışlayacağım” dedi.
וַיַּ֥עַן אַבְרָהָ֖ם וַיֹּאמַ֑ר הִנֵּה־נָ֤א הוֹאַ֙לְתִּי֙ לְדַבֵּ֣ר אֶל־אֲדֹנָ֔י וְאָנֹכִ֖י עָפָ֥ר וָאֵֽפֶר׃
Avraam cevap verdi: “Ben toz ve kül olduğum hâlde Efendimle konuşmaya cesaret ettim.
א֠וּלַי יַחְסְר֞וּן חֲמִשִּׁ֤ים הַצַּדִּיקִם֙ חֲמִשָּׁ֔ה הֲתַשְׁחִ֥ית בַּחֲמִשָּׁ֖ה אֶת־כָּל־הָעִ֑יר וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אַשְׁחִ֔ית אִם־אֶמְצָ֣א שָׁ֔ם אַרְבָּעִ֖ים וַחֲמִשָּֽׁה׃
Belki elli dürüst kişi beş eksiktir. Beş kişi yüzünden bütün kenti yok mu edeceksin?” Adonay, “Orada kırk beş kişi bulursam yok etmeyeceğim” dedi.
Bu ayette 2 kez
וַיֹּ֨סֶף ע֜וֹד לְדַבֵּ֤ר אֵלָיו֙ וַיֹּאמַ֔ר אוּלַ֛י יִמָּצְא֥וּן שָׁ֖ם אַרְבָּעִ֑ים וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אֶֽעֱשֶׂ֔ה בַּעֲב֖וּר הָאַרְבָּעִֽים׃
Avraam yine konuştu: “Belki orada kırk kişi bulunur.” Adonay, “Kırk kişinin hatırına bunu yapmayacağım” dedi.
Bu ayette 2 kez
וַ֠יֹּאמֶר אַל־נָ֞א יִ֤חַר לַֽאדֹנָי֙ וַאֲדַבֵּ֔רָה אוּלַ֛י יִמָּצְא֥וּן שָׁ֖ם שְׁלֹשִׁ֑ים וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אֶֽעֱשֶׂ֔ה אִם־אֶמְצָ֥א שָׁ֖ם שְׁלֹשִֽׁים׃
Avraam, “Efendim öfkelenmesin; konuşayım” dedi. “Belki orada otuz kişi bulunur.” Adonay, “Orada otuz kişi bulursam bunu yapmayacağım” dedi.
Bu ayette 2 kez
וַיֹּ֗אמֶר הִנֵּֽה־נָ֤א הוֹאַ֙לְתִּי֙ לְדַבֵּ֣ר אֶל־אֲדֹנָ֔י אוּלַ֛י יִמָּצְא֥וּן שָׁ֖ם עֶשְׂרִ֑ים וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אַשְׁחִ֔ית בַּעֲב֖וּר הָֽעֶשְׂרִֽים׃
Avraam, “Efendimle konuşmaya cesaret ettim” dedi. “Belki orada yirmi kişi bulunur.” Adonay, “Yirmi kişinin hatırına yok etmeyeceğim” dedi.
Bu ayette 2 kez
וַ֠יֹּאמֶר אַל־נָ֞א יִ֤חַר לַֽאדֹנָי֙ וַאֲדַבְּרָ֣ה אַךְ־הַפַּ֔עַם אוּלַ֛י יִמָּצְא֥וּן שָׁ֖ם עֲשָׂרָ֑ה וַיֹּ֙אמֶר֙ לֹ֣א אַשְׁחִ֔ית בַּעֲב֖וּר הָעֲשָׂרָֽה׃
Avraam, “Efendim öfkelenmesin; yalnız bu kez daha konuşayım” dedi. “Belki orada on kişi bulunur.” Adonay, “On kişinin hatırına yok etmeyeceğim” dedi.
וַיֹּ֜אמֶר הִנֶּ֣ה נָּא־אֲדֹנַ֗י ס֣וּרוּ נָ֠א אֶל־בֵּ֨ית עַבְדְּכֶ֤ם וְלִ֙ינוּ֙ וְרַחֲצ֣וּ רַגְלֵיכֶ֔ם וְהִשְׁכַּמְתֶּ֖ם וַהֲלַכְתֶּ֣ם לְדַרְכְּכֶ֑ם וַיֹּאמְר֣וּ לֹּ֔א כִּ֥י בָרְח֖וֹב נָלִֽין׃
“Efendilerim, lütfen kulunuzun evine buyurun” dedi. “Geceyi geçirin, ayaklarınızı yıkayın; sabah erkenden kalkıp yolunuza gidersiniz.” Onlar, “Hayır, geceyi meydanda geçireceğiz” dediler.
וַיֹּאמַ֑ר אַל־נָ֥א אַחַ֖י תָּרֵֽעוּ׃
“Lütfen kardeşlerim, kötülük yapmayın!” dedi.
וַיֵּצֵ֨א ל֜וֹט וַיְדַבֵּ֣ר ׀ אֶל־חֲתָנָ֣יו ׀ לֹקְחֵ֣י בְנֹתָ֗יו וַיֹּ֙אמֶר֙ ק֤וּמוּ צְּאוּ֙ מִן־הַמָּק֣וֹם הַזֶּ֔ה כִּֽי־מַשְׁחִ֥ית יְהוָ֖ה אֶת־הָעִ֑יר וַיְהִ֥י כִמְצַחֵ֖ק בְּעֵינֵ֥י חֲתָנָֽיו׃
Lot çıkıp kızlarını alacak olan damatlarına, “Kalkın, buradan çıkın! Adonay bu kenti yok edecek!” dedi. Ama damatlarının gözünde şaka yapıyor gibiydi.
וַיְהִי֩ כְהוֹצִיאָ֨ם אֹתָ֜ם הַח֗וּצָה וַיֹּ֙אמֶר֙ הִמָּלֵ֣ט עַל־נַפְשֶׁ֔ךָ אַל־תַּבִּ֣יט אַחֲרֶ֔יךָ וְאַֽל־תַּעֲמֹ֖ד בְּכָל־הַכִּכָּ֑ר הָהָ֥רָה הִמָּלֵ֖ט פֶּן־תִּסָּפֶֽה׃
Onları dışarı çıkarınca biri, “Canını kurtarmak için kaç!” dedi. “Arkana bakma; ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç ki yok olmayasın!”
וַיֹּ֥אמֶר ל֖וֹט אֲלֵהֶ֑ם אַל־נָ֖א אֲדֹנָֽי׃
Lot onlara, “Lütfen, hayır, efendim!” dedi.
וַיֹּ֣אמֶר אֵלָ֔יו הִנֵּה֙ נָשָׂ֣אתִי פָנֶ֔יךָ גַּ֖ם לַדָּבָ֣ר הַזֶּ֑ה לְבִלְתִּ֛י הָפְכִּ֥י אֶת־הָעִ֖יר אֲשֶׁ֥ר דִּבַּֽרְתָּ׃
Ona, “Bu konuda da dileğini kabul ettim” dedi. “Sözünü ettiğin kenti yıkmayacağım.
וַיֹּ֧אמֶר אַבְרָהָ֛ם אֶל־שָׂרָ֥ה אִשְׁתּ֖וֹ אֲחֹ֣תִי הִ֑וא וַיִּשְׁלַ֗ח אֲבִימֶ֙לֶךְ֙ מֶ֣לֶךְ גְּרָ֔ר וַיִּקַּ֖ח אֶת־שָׂרָֽה׃
Avraam, karısı Sara hakkında, “O benim kız kardeşim” dedi. Gerar kralı Avimeleh adam gönderip Sara’yı aldırdı.
וַיָּבֹ֧א אֱלֹהִ֛ים אֶל־אֲבִימֶ֖לֶךְ בַּחֲל֣וֹם הַלָּ֑יְלָה וַיֹּ֣אמֶר ל֗וֹ הִנְּךָ֥ מֵת֙ עַל־הָאִשָּׁ֣ה אֲשֶׁר־לָקַ֔חְתָּ וְהִ֖וא בְּעֻ֥לַת בָּֽעַל׃
Tanrı gece bir düşte Avimeleh’e gelip, “Aldığın kadın yüzünden öleceksin; çünkü o evli bir kadın” dedi.
וַאֲבִימֶ֕לֶךְ לֹ֥א קָרַ֖ב אֵלֶ֑יהָ וַיֹּאמַ֕ר אֲדֹנָ֕י הֲג֥וֹי גַּם־צַדִּ֖יק תַּהֲרֹֽג׃
Avimeleh ona yaklaşmamıştı. “Efendim, suçsuz bir halkı da mı öldüreceksin?” dedi.
וַיֹּאמֶר֩ אֵלָ֨יו הָֽאֱלֹהִ֜ים בַּחֲלֹ֗ם גַּ֣ם אָנֹכִ֤י יָדַ֙עְתִּי֙ כִּ֤י בְתָם־לְבָבְךָ֙ עָשִׂ֣יתָ זֹּ֔את וָאֶחְשֹׂ֧ךְ גַּם־אָנֹכִ֛י אֽוֹתְךָ֖ מֵחֲטוֹ־לִ֑י עַל־כֵּ֥ן לֹא־נְתַתִּ֖יךָ לִנְגֹּ֥עַ אֵלֶֽיהָ׃
Tanrı düşte ona şöyle dedi: “Bunu temiz bir yürekle yaptığını Ben de biliyorum. Bana karşı günah işlemenden seni Ben alıkoydum. Bu yüzden ona dokunmana izin vermedim.
וַיִּקְרָ֨א אֲבִימֶ֜לֶךְ לְאַבְרָהָ֗ם וַיֹּ֨אמֶר ל֜וֹ מֶֽה־עָשִׂ֤יתָ לָּ֙נוּ֙ וּמֶֽה־חָטָ֣אתִי לָ֔ךְ כִּֽי־הֵבֵ֧אתָ עָלַ֛י וְעַל־מַמְלַכְתִּ֖י חֲטָאָ֣ה גְדֹלָ֑ה מַעֲשִׂים֙ אֲשֶׁ֣ר לֹא־יֵֽעָשׂ֔וּ עָשִׂ֖יתָ עִמָּדִֽי׃
Avimeleh Avraam’ı çağırıp şöyle dedi: “Bize ne yaptın? Sana karşı ne günah işledim ki benim ve krallığımın üzerine büyük bir günah getirdin? Bana yapılmaması gereken şeyler yaptın.”
וַיֹּ֥אמֶר אֲבִימֶ֖לֶךְ אֶל־אַבְרָהָ֑ם מָ֣ה רָאִ֔יתָ כִּ֥י עָשִׂ֖יתָ אֶת־הַדָּבָ֥ר הַזֶּֽה׃
Avimeleh Avraam’a, “Ne gördün de böyle bir şey yaptın?” diye sordu.
וַיֹּ֙אמֶר֙ אַבְרָהָ֔ם כִּ֣י אָמַ֗רְתִּי רַ֚ק אֵין־יִרְאַ֣ת אֱלֹהִ֔ים בַּמָּק֖וֹם הַזֶּ֑ה וַהֲרָג֖וּנִי עַל־דְּבַ֥ר אִשְׁתִּֽי׃
Avraam, “Bu yerde Tanrı korkusu hiç yok; karım yüzünden beni öldürürler diye düşündüm” dedi.
וַיֹּ֣אמֶר אֲבִימֶ֔לֶךְ הִנֵּ֥ה אַרְצִ֖י לְפָנֶ֑יךָ בַּטּ֥וֹב בְּעֵינֶ֖יךָ שֵֽׁב׃
Avimeleh, “İşte ülkem önünde; beğendiğin yerde yaşa” dedi.
וַיֹּ֨אמֶר אֱלֹהִ֜ים אֶל־אַבְרָהָ֗ם אַל־יֵרַ֤ע בְּעֵינֶ֙יךָ֙ עַל־הַנַּ֣עַר וְעַל־אֲמָתֶ֔ךָ כֹּל֩ אֲשֶׁ֨ר תֹּאמַ֥ר אֵלֶ֛יךָ שָׂרָ֖ה שְׁמַ֣ע בְּקֹלָ֑הּ כִּ֣י בְיִצְחָ֔ק יִקָּרֵ֥א לְךָ֖ זָֽרַע׃
Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Çocuk ve cariyen için üzülme. Sara sana ne söylerse onun sözünü dinle; çünkü senin soyun Yitshak aracılığıyla anılacak.
וַיִּשְׁמַ֣ע אֱלֹהִים֮ אֶת־ק֣וֹל הַנַּעַר֒ וַיִּקְרָא֩ מַלְאַ֨ךְ אֱלֹהִ֤ים ׀ אֶל־הָגָר֙ מִן־הַשָּׁמַ֔יִם וַיֹּ֥אמֶר לָ֖הּ מַה־לָּ֣ךְ הָגָ֑ר אַל־תִּ֣ירְאִ֔י כִּֽי־שָׁמַ֧ע אֱלֹהִ֛ים אֶל־ק֥וֹל הַנַּ֖עַר בַּאֲשֶׁ֥ר הוּא־שָֽׁם׃
Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrı’nın meleği gökten Hagar’a seslenip, “Hagar, neyin var?” dedi. “Korkma; çünkü Tanrı çocuğun sesini bulunduğu yerde duydu.
וַֽיְהִי֙ בָּעֵ֣ת הַהִ֔וא וַיֹּ֣אמֶר אֲבִימֶ֗לֶךְ וּפִיכֹל֙ שַׂר־צְבָא֔וֹ אֶל־אַבְרָהָ֖ם לֵאמֹ֑ר אֱלֹהִ֣ים עִמְּךָ֔ בְּכֹ֥ל אֲשֶׁר־אַתָּ֖ה עֹשֶֽׂה׃
O sırada Avimeleh ve ordusunun komutanı Pihol Avraam’a şöyle dediler: “Yaptığın her şeyde Tanrı seninle.
וַיֹּ֙אמֶר֙ אַבְרָהָ֔ם אָנֹכִ֖י אִשָּׁבֵֽעַ׃
Avraam, “Ant içerim” dedi.
וַיֹּ֣אמֶר אֲבִימֶ֔לֶךְ לֹ֣א יָדַ֔עְתִּי מִ֥י עָשָׂ֖ה אֶת־הַדָּבָ֣ר הַזֶּ֑ה וְגַם־אַתָּ֞ה לֹא־הִגַּ֣דְתָּ לִּ֗י וְגַ֧ם אָנֹכִ֛י לֹ֥א שָׁמַ֖עְתִּי בִּלְתִּ֥י הַיּֽוֹם׃
Avimeleh, “Bunu kimin yaptığını bilmiyorum” dedi. “Sen de bana bildirmedin; ben de bugüne kadar duymadım.”