Vayomer ahiha veimah teşev hanaara itanu yamim o asor ahar teleh.
וַיֹּ֤אמֶר אָחִ֙יהָ֙ וְאִמָּ֔הּ תֵּשֵׁ֨ב הַנַּעֲרָ֥ אִתָּ֛נוּ יָמִ֖ים א֣וֹ עָשׂ֑וֹר אַחַ֖ר תֵּלֵֽךְ׃
Kızın erkek kardeşi ile annesi, “Genç kız bir yıl ya da on ay bizimle kalsın; sonra gider” dediler.
Vehitehatenu otanu benotehem titenu lanu veet benotenu tikhu lahem.
וְהִֽתְחַתְּנ֖וּ אֹתָ֑נוּ בְּנֹֽתֵיכֶם֙ תִּתְּנוּ־לָ֔נוּ וְאֶת־בְּנֹתֵ֖ינוּ תִּקְח֥וּ לָכֶֽם׃
Bizimle evlilik bağları kurun. Kızlarınızı bize verin; bizim kızlarımızı da kendinize alın.
Haanaşim haele şelemim hem itanu veyeşevu vaarets veyisharu otah vehaarets hine rahavat yadayim lifnehem et benotam nikah lanu lenaşim veet benotenu niten lahem.
הָאֲנָשִׁ֨ים הָאֵ֜לֶּה שְֽׁלֵמִ֧ים הֵ֣ם אִתָּ֗נוּ וְיֵשְׁב֤וּ בָאָ֙רֶץ֙ וְיִסְחֲר֣וּ אֹתָ֔הּ וְהָאָ֛רֶץ הִנֵּ֥ה רַֽחֲבַת־יָדַ֖יִם לִפְנֵיהֶ֑ם אֶת־בְּנֹתָם֙ נִקַּֽח־לָ֣נוּ לְנָשִׁ֔ים וְאֶת־בְּנֹתֵ֖ינוּ נִתֵּ֥ן לָהֶֽם׃
“Bu adamlar bizimle barış içinde. Ülkede oturup ticaret yapsınlar; ülke önlerinde yeterince geniş. Kızlarını kendimize eş alır, kızlarımızı onlara veririz.
Ah bezot yeotu lanu haanaşim laşevet itanu lihyot leam ehad behimol lanu kol zahar kaaşer hem nimolim.
אַךְ־בְּ֠זֹאת יֵאֹ֨תוּ לָ֤נוּ הָאֲנָשִׁים֙ לָשֶׁ֣בֶת אִתָּ֔נוּ לִהְי֖וֹת לְעַ֣ם אֶחָ֑ד בְּהִמּ֥וֹל לָ֙נוּ֙ כָּל־זָכָ֔ר כַּאֲשֶׁ֖ר הֵ֥ם נִמֹּלִֽים׃
Ama bu adamlar ancak bir koşulla bizimle yaşamaya ve tek bir halk olmaya razı oluyor: Onlar gibi bizdeki her erkek de sünnet edilmeli.
Miknehem vekinyanam vehol behemtam halo lanu hem ah neota lahem veyeşevu itanu.
מִקְנֵהֶ֤ם וְקִנְיָנָם֙ וְכָל־בְּהֶמְתָּ֔ם הֲל֥וֹא לָ֖נוּ הֵ֑ם אַ֚ךְ נֵא֣וֹתָה לָהֶ֔ם וְיֵשְׁב֖וּ אִתָּֽנוּ׃
Sürüleri, malları ve bütün hayvanları bizim olmayacak mı? Yeter ki onlara razı olalım; bizimle yaşasınlar.”
Veşam itanu naar ivri eved lesar hatabahim vanesaper lo vayiftar lanu et halomotenu iş kahalomo patar.
וְשָׁ֨ם אִתָּ֜נוּ נַ֣עַר עִבְרִ֗י עֶ֚בֶד לְשַׂ֣ר הַטַּבָּחִ֔ים וַנְּ֨סַפֶּר־ל֔וֹ וַיִּפְתָּר־לָ֖נוּ אֶת־חֲלֹמֹתֵ֑ינוּ אִ֥ישׁ כַּחֲלֹמ֖וֹ פָּתָֽר׃
Orada bizimle birlikte muhafızların başının kölesi olan genç bir İbrani vardı. Ona anlattık; rüyalarımızı yorumladı. Her birimize kendi rüyasına göre yorum yaptı.
Bu ayette 2 kez
Diber haiş adone haarets itanu kaşot vayiten otanu kimeragelim et haarets.
דִּ֠בֶּר הָאִ֨ישׁ אֲדֹנֵ֥י הָאָ֛רֶץ אִתָּ֖נוּ קָשׁ֑וֹת וַיִּתֵּ֣ן אֹתָ֔נוּ כִּֽמְרַגְּלִ֖ים אֶת־הָאָֽרֶץ׃
“Ülkenin efendisi olan adam bizimle sert konuştu. Bizi ülkeye gelmiş casuslar saydı.
İm yeşha meşaleah et ahinu itanu nereda venişbera leha ohel.
אִם־יֶשְׁךָ֛ מְשַׁלֵּ֥חַ אֶת־אָחִ֖ינוּ אִתָּ֑נוּ נֵרְדָ֕ה וְנִשְׁבְּרָ֥ה לְךָ֖ אֹֽכֶל׃
Kardeşimizi bizimle gönderirsen iner, sana yiyecek satın alırız.
Vayireu haanaşim ki huveu bet yosef vayomeru al devar hakesef haşav beamtehotenu batehila anahnu muvaim lehitgolel alenu ulehitnapel alenu velakahat otanu laavadim veet hamorenu.
וַיִּֽירְא֣וּ הָֽאֲנָשִׁ֗ים כִּ֣י הֽוּבְאוּ֮ בֵּ֣ית יוֹסֵף֒ וַיֹּאמְר֗וּ עַל־דְּבַ֤ר הַכֶּ֙סֶף֙ הַשָּׁ֤ב בְּאַמְתְּחֹתֵ֙ינוּ֙ בַּתְּחִלָּ֔ה אֲנַ֖חְנוּ מֽוּבָאִ֑ים לְהִתְגֹּלֵ֤ל עָלֵ֙ינוּ֙ וּלְהִתְנַפֵּ֣ל עָלֵ֔ינוּ וְלָקַ֧חַת אֹתָ֛נוּ לַעֲבָדִ֖ים וְאֶת־חֲמֹרֵֽינוּ׃
Adamlar Yosef’in evine götürüldükleri için korktular. “İlk gelişimizde torbalarımıza geri konan para yüzünden bizi buraya getiriyorlar” dediler. “Bize suç yükleyip üzerimize saldıracaklar; bizi köle yapıp eşeklerimizi de alacaklar.”
Bu ayette 2 kez
Vanomer lo nuhal laredet im yeş ahinu hakaton itanu veyaradnu ki lo nuhal lirot pene haiş veahinu hakaton enenu itanu.
וַנֹּ֕אמֶר לֹ֥א נוּכַ֖ל לָרֶ֑דֶת אִם־יֵשׁ֩ אָחִ֨ינוּ הַקָּטֹ֤ן אִתָּ֙נוּ֙ וְיָרַ֔דְנוּ כִּי־לֹ֣א נוּכַ֗ל לִרְאוֹת֙ פְּנֵ֣י הָאִ֔ישׁ וְאָחִ֥ינוּ הַקָּטֹ֖ן אֵינֶ֥נּוּ אִתָּֽנוּ׃
Biz de, ‘Gidemeyiz’ dedik. ‘En küçük kardeşimiz yanımızda olursa gideriz. En küçük kardeşimiz yanımızda olmadan adamın karşısına çıkamayız.’
Veata kevoi el avdeha avi vehanaar enenu itanu venafşo keşura venafşo.
וְעַתָּ֗ה כְּבֹאִי֙ אֶל־עַבְדְּךָ֣ אָבִ֔י וְהַנַּ֖עַר אֵינֶ֣נּוּ אִתָּ֑נוּ וְנַפְשׁ֖וֹ קְשׁוּרָ֥ה בְנַפְשֽׁוֹ׃
Şimdi kulun olan babama döndüğümde delikanlı yanımızda olmazsa —babamın canı onun canına bağlıdır—
Lama namut leeneha gam anahnu gam admatenu kene otanu veet admatenu balahem veniheye anahnu veadmatenu avadim lefaro veten zera veniheye velo namut vehaadama lo teşam.
לָ֧מָּה נָמ֣וּת לְעֵינֶ֗יךָ גַּם־אֲנַ֙חְנוּ֙ גַּ֣ם אַדְמָתֵ֔נוּ קְנֵֽה־אֹתָ֥נוּ וְאֶת־אַדְמָתֵ֖נוּ בַּלָּ֑חֶם וְנִֽהְיֶ֞ה אֲנַ֤חְנוּ וְאַדְמָתֵ֙נוּ֙ עֲבָדִ֣ים לְפַרְעֹ֔ה וְתֶן־זֶ֗רַע וְנִֽחְיֶה֙ וְלֹ֣א נָמ֔וּת וְהָאֲדָמָ֖ה לֹ֥א תֵשָֽׁם׃
Gözünün önünde biz neden ölelim, toprağımız neden yok olsun? Yiyecek karşılığında bizi ve toprağımızı satın al. Biz de toprağımız da Firavun’a hizmet edelim. Bize tohum ver de ölmeyelim, yaşayalım; toprak da ıssız kalmasın.”
Oseri lagefen iro velasoreka beni atono kibes bayayin levuşo uvedam anavim suto.
אֹסְרִ֤י לַגֶּ֙פֶן֙ עירה [עִיר֔וֹ] וְלַשֹּׂרֵקָ֖ה בְּנִ֣י אֲתֹנ֑וֹ כִּבֵּ֤ס בַּיַּ֙יִן֙ לְבֻשׁ֔וֹ וּבְדַם־עֲנָבִ֖ים סותה [סוּתֽוֹ׃]
Sıpasını asmaya, eşeğinin yavrusunu seçkin asma dalına bağlar. Giysisini şarapta, elbisesini üzümlerin kanında yıkar.
Vayomeru alehem bene yisrael mi yiten mutenu veyad Adonay beerets mitsrayim beşivtenu al sir habasar beohlenu lehem lasova ki hotsetem otanu el hamidbar haze lehamit et kol hakahal haze baraav.
וַיֹּאמְר֨וּ אֲלֵהֶ֜ם בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֗ל מִֽי־יִתֵּ֨ן מוּתֵ֤נוּ בְיַד־יְהוָה֙ בְּאֶ֣רֶץ מִצְרַ֔יִם בְּשִׁבְתֵּ֙נוּ֙ עַל־סִ֣יר הַבָּשָׂ֔ר בְּאָכְלֵ֥נוּ לֶ֖חֶם לָשֹׂ֑בַע כִּֽי־הוֹצֵאתֶ֤ם אֹתָ֙נוּ֙ אֶל־הַמִּדְבָּ֣ר הַזֶּ֔ה לְהָמִ֛ית אֶת־כָּל־הַקָּהָ֥ל הַזֶּ֖ה בָּרָעָֽב׃ (ס)
Onlara şöyle dediler: “Keşke Mısır ülkesinde et kazanlarının başında oturup doyasıya ekmek yerken Adonay’ın eliyle ölseydik! Bütün bu topluluğu açlıktan öldürmek için bizi bu çöle çıkardınız.”
Vayomer moşe lehovav ben reuel hamidyani hoten moşe noseim anahnu el hamakom aşer amar Adonay oto eten lahem leha itanu vehetavnu lah ki Adonay diber tov al yisrael.
וַיֹּ֣אמֶר מֹשֶׁ֗ה לְ֠חֹבָב בֶּן־רְעוּאֵ֣ל הַמִּדְיָנִי֮ חֹתֵ֣ן מֹשֶׁה֒ נֹסְעִ֣ים ׀ אֲנַ֗חְנוּ אֶל־הַמָּקוֹם֙ אֲשֶׁ֣ר אָמַ֣ר יְהוָ֔ה אֹת֖וֹ אֶתֵּ֣ן לָכֶ֑ם לְכָ֤ה אִתָּ֙נוּ֙ וְהֵטַ֣בְנוּ לָ֔ךְ כִּֽי־יְהוָ֥ה דִּבֶּר־ט֖וֹב עַל־יִשְׂרָאֵֽל׃
Moşe, Midyanlı Reuel’in oğlu olan kayınpederi Hovav’a, “Adonay’ın, ‘Size vereceğim’ dediği yere gidiyoruz. Bizimle gel; sana iyilik edeceğiz. Çünkü Adonay İsrael için iyilik vaat etti” dedi.
Vayomer al na taazov otanu ki al ken yadata hanotenu bamidbar vehayita lanu leenayim.
וַיֹּ֕אמֶר אַל־נָ֖א תַּעֲזֹ֣ב אֹתָ֑נוּ כִּ֣י ׀ עַל־כֵּ֣ן יָדַ֗עְתָּ חֲנֹתֵ֙נוּ֙ בַּמִּדְבָּ֔ר וְהָיִ֥יתָ לָּ֖נוּ לְעֵינָֽיִם׃
Moşe, “Lütfen bizi bırakma” dedi. “Çölde nerelerde konaklayacağımızı biliyorsun; bize göz olursun.
Velama Adonay mevi otanu el haarets hazot linpol baherev naşenu vetapenu yihyu lavaz halo tov lanu şuv mitsrayema.
וְלָמָ֣ה יְ֠הוָה מֵבִ֨יא אֹתָ֜נוּ אֶל־הָאָ֤רֶץ הַזֹּאת֙ לִנְפֹּ֣ל בַּחֶ֔רֶב נָשֵׁ֥ינוּ וְטַפֵּ֖נוּ יִהְי֣וּ לָבַ֑ז הֲל֧וֹא ט֦וֹב לָ֖נוּ שׁ֥וּב מִצְרָֽיְמָה׃
“Adonay bizi kılıçla düşelim diye neden bu ülkeye getiriyor? Karılarımız ve çocuklarımız yağma edilecek. Mısır’a dönmemiz daha iyi değil mi?”
İm hafets banu Adonay vehevi otanu el haarets hazot unetanah lanu erets aşer hi zavat halav udevaş.
אִם־חָפֵ֥ץ בָּ֙נוּ֙ יְהוָ֔ה וְהֵבִ֤יא אֹתָ֙נוּ֙ אֶל־הָאָ֣רֶץ הַזֹּ֔את וּנְתָנָ֖הּ לָ֑נוּ אֶ֕רֶץ אֲשֶׁר־הִ֛וא זָבַ֥ת חָלָ֖ב וּדְבָֽשׁ׃
Adonay bizden hoşnutsa bizi o ülkeye getirecek ve onu bize verecek. Süt ve bal akan bir ülkedir o.
Ah badonay al timrodu veatem al tireu et am haarets ki lahmenu hem sar tsilam mealehem vadonay itanu al tiraum.
אַ֣ךְ בַּֽיהוָה֮ אַל־תִּמְרֹדוּ֒ וְאַתֶּ֗ם אַל־תִּֽירְאוּ֙ אֶת־עַ֣ם הָאָ֔רֶץ כִּ֥י לַחְמֵ֖נוּ הֵ֑ם סָ֣ר צִלָּ֧ם מֵעֲלֵיהֶ֛ם וַֽיהוָ֥ה אִתָּ֖נוּ אַל־תִּירָאֻֽם׃
Yalnız Adonay’a başkaldırmayın. Ülkenin halkından korkmayın; onlar bizim için ekmek gibidir. Koruyucu gölgeleri üzerlerinden çekildi; Adonay ise bizimle. Onlardan korkmayın!”
Velama heelitunu mimitsrayim lehavi otanu el hamakom hara haze lo mekom zera uteena vegefen verimon umayim ayin liştot.
וְלָמָ֤ה הֶֽעֱלִיתֻ֙נוּ֙ מִמִּצְרַ֔יִם לְהָבִ֣יא אֹתָ֔נוּ אֶל־הַמָּק֥וֹם הָרָ֖ע הַזֶּ֑ה לֹ֣א ׀ מְק֣וֹם זֶ֗רַע וּתְאֵנָ֤ה וְגֶ֙פֶן֙ וְרִמּ֔וֹן וּמַ֥יִם אַ֖יִן לִשְׁתּֽוֹת׃
Bizi bu kötü yere getirmek için neden Mısır’dan çıkardınız? Burası ekin, incir, üzüm ve nar yetişen bir yer değil; içecek su da yok!”
Vayakom bilam baboker vayahavoş et atono vayeleh im sare moav.
וַיָּ֤קָם בִּלְעָם֙ בַּבֹּ֔קֶר וַֽיַּחֲבֹ֖שׁ אֶת־אֲתֹנ֑וֹ וַיֵּ֖לֶךְ עִם־שָׂרֵ֥י מוֹאָֽב׃
Bilam sabah kalktı, dişi eşeğine semer vurdu ve Moav’ın önderleriyle gitti.
Vayihar af Elohim ki holeh u vayityatsev malah Adonay badereh lesatan lo veu rohev al atono uşene nearav imo.
וַיִּֽחַר־אַ֣ף אֱלֹהִים֮ כִּֽי־הוֹלֵ֣ךְ הוּא֒ וַיִּתְיַצֵּ֞ב מַלְאַ֧ךְ יְהוָ֛ה בַּדֶּ֖רֶךְ לְשָׂטָ֣ן ל֑וֹ וְהוּא֙ רֹכֵ֣ב עַל־אֲתֹנ֔וֹ וּשְׁנֵ֥י נְעָרָ֖יו עִמּֽוֹ׃
Gittiği için Tanrı’nın öfkesi alevlendi. Adonay’ın meleği ona engel olmak üzere yolda durdu. Bilam dişi eşeğine binmişti; iki hizmetkârı da yanındaydı.
Vanisa mehorev vaneleh et kol hamidbar hagadol vehanora hau aşer reitem dereh har haemori kaaşer tsiva Adonay elohenu otanu vanavo ad kadeş barnea.
וַנִּסַּ֣ע מֵחֹרֵ֗ב וַנֵּ֡לֶךְ אֵ֣ת כָּל־הַמִּדְבָּ֣ר הַגָּדוֹל֩ וְהַנּוֹרָ֨א הַה֜וּא אֲשֶׁ֣ר רְאִיתֶ֗ם דֶּ֚רֶךְ הַ֣ר הָֽאֱמֹרִ֔י כַּאֲשֶׁ֥ר צִוָּ֛ה יְהוָ֥ה אֱלֹהֵ֖ינוּ אֹתָ֑נוּ וַנָּבֹ֕א עַ֖ד קָדֵ֥שׁ בַּרְנֵֽעַ׃
Tanrımız Adonay’ın bize buyurduğu gibi Horev’den yola çıktık. Gördüğünüz o büyük ve korkunç çölün tamamını Amorilerin dağlık bölgesine giden yoldan geçip Kadeş-Barnea’ya geldik.
Vatikrevun elay kulehem vatomeru nişleha anaşim lefanenu veyahperu lanu et haarets veyaşivu otanu davar et hadereh aşer naale bah veet hearim aşer navo alehen.
וַתִּקְרְב֣וּן אֵלַי֮ כֻּלְּכֶם֒ וַתֹּאמְר֗וּ נִשְׁלְחָ֤ה אֲנָשִׁים֙ לְפָנֵ֔ינוּ וְיַחְפְּרוּ־לָ֖נוּ אֶת־הָאָ֑רֶץ וְיָשִׁ֤בוּ אֹתָ֙נוּ֙ דָּבָ֔ר אֶת־הַדֶּ֙רֶךְ֙ אֲשֶׁ֣ר נַעֲלֶה־בָּ֔הּ וְאֵת֙ הֶֽעָרִ֔ים אֲשֶׁ֥ר נָבֹ֖א אֲלֵיהֶֽן׃
Hepiniz bana yaklaşıp, ‘Önümüzden adamlar gönderelim. Bizim için ülkeyi araştırsınlar; çıkacağımız yol ve gireceğimiz şehirler hakkında bize haber getirsinler’ dediniz.
Vayikhu veyadam miperi haarets vayoridu elenu vayaşivu otanu davar vayomeru tova haarets aşer Adonay elohenu noten lanu.
וַיִּקְח֤וּ בְיָדָם֙ מִפְּרִ֣י הָאָ֔רֶץ וַיּוֹרִ֖דוּ אֵלֵ֑ינוּ וַיָּשִׁ֨בוּ אֹתָ֤נוּ דָבָר֙ וַיֹּ֣אמְר֔וּ טוֹבָ֣ה הָאָ֔רֶץ אֲשֶׁר־יְהוָ֥ה אֱלֹהֵ֖ינוּ נֹתֵ֥ן לָֽנוּ׃
Ülkenin meyvelerinden ellerine alıp bize getirdiler. Bize haber verip, ‘Tanrımız Adonay’ın bize verdiği ülke iyidir’ dediler.
Bu ayette 2 kez
Vateragenu veoholehem vatomeru besinat Adonay otanu hotsianu meerets mitsrayim latet otanu beyad haemori lehaşmidenu.
וַתֵּרָגְנ֤וּ בְאָהֳלֵיכֶם֙ וַתֹּ֣אמְר֔וּ בְּשִׂנְאַ֤ת יְהוָה֙ אֹתָ֔נוּ הוֹצִיאָ֖נוּ מֵאֶ֣רֶץ מִצְרָ֑יִם לָתֵ֥ת אֹתָ֛נוּ בְּיַ֥ד הָאֱמֹרִ֖י לְהַשְׁמִידֵֽנוּ׃
Çadırlarınızda söylenip şöyle dediniz: ‘Adonay bizden nefret ettiği için bizi Mısır ülkesinden çıkardı. Bizi yok etmek için Amorilerin eline verecek.
Lo et avotenu karat Adonay et haberit hazot ki itanu anahnu ele fo hayom kulanu hayim.
לֹ֣א אֶת־אֲבֹתֵ֔ינוּ כָּרַ֥ת יְהוָ֖ה אֶת־הַבְּרִ֣ית הַזֹּ֑את כִּ֣י אִתָּ֗נוּ אֲנַ֨חְנוּ אֵ֥לֶּה פֹ֛ה הַיּ֖וֹם כֻּלָּ֥נוּ חַיִּֽים׃
Adonay bu antlaşmayı atalarımızla değil, bizimle, bugün burada bulunan ve hepimiz hayatta olan bizlerle yaptı.
Veotanu hotsi mişam lemaan havi otanu latet lanu et haarets aşer nişba laavotenu.
וְאוֹתָ֖נוּ הוֹצִ֣יא מִשָּׁ֑ם לְמַ֙עַן֙ הָבִ֣יא אֹתָ֔נוּ לָ֤תֶת לָ֙נוּ֙ אֶת־הָאָ֔רֶץ אֲשֶׁ֥ר נִשְׁבַּ֖ע לַאֲבֹתֵֽינוּ׃
Bizi oradan çıkardı; bizi getirmek ve atalarımıza yemin ettiği ülkeyi bize vermek için.
Vayareu otanu hamitsrim vayeanunu vayitenu alenu avoda kaşa.
וַיָּרֵ֧עוּ אֹתָ֛נוּ הַמִּצְרִ֖ים וַיְעַנּ֑וּנוּ וַיִּתְּנ֥וּ עָלֵ֖ינוּ עֲבֹדָ֥ה קָשָֽׁה׃
Mısırlılar bize kötülük ettiler, bizi ezdiler ve üzerimize ağır işler yüklediler.