İbranice biçim הָעֹ֖מֶר
Lemma עֹ֫מֶר
Kök — שורש (şoreş, kök) עמר
Sözlük anlamı (kaynak, İngilizce): omer
Biçim: belirli artikel + isim, eril, tekil, mutlak
Bu çözümleme: 3 kullanım
Teknik kod
HTd/NcmsaTORA OKUNUŞ DİZİNİ
Bu okunuş biçimi Tora’da 7 kez, 7 ayette geçer.
Aynı Türkçe okunuş farklı İbranice kelimelere karşılık gelebilir. Her çözümleme doğrulanmış ayet ve kelime sırası üzerinden gösterilir.
İbranice biçim הָעֹ֖מֶר
Lemma עֹ֫מֶר
Kök — שורש (şoreş, kök) עמר
Sözlük anlamı (kaynak, İngilizce): omer
Biçim: belirli artikel + isim, eril, tekil, mutlak
Bu çözümleme: 3 kullanım
HTd/Ncmsaİbranice biçim הָאֹמֵ֣ר
Lemma אָמַר
Kök — שורש (şoreş, kök) אמר
Sözlük anlamı (kaynak, İngilizce): utter
Biçim: belirli artikel + fiil, Kal, etken ortaç, m. kişi
Bu çözümleme: 2 kullanım
HTd/Vqrmsaİbranice biçim הָעֹ֛מֶר
Lemma עֹ֫מֶר
Kök — שורש (şoreş, kök) עמר
Sözlük anlamı (kaynak, İngilizce): sheaf
Biçim: belirli artikel + isim, eril, tekil, mutlak
Bu çözümleme: 2 kullanım
HTd/NcmsaOkunuş: ToraOku Türkçe okunuş katmanı. Morfoloji ve lemma: OSHB v2.2. Lemma–kök ilişkileri ve sözlük glossu: Open Scriptures Hebrew Lexicon. ToraOku kök veya kelime eşleşmesi tahmin etmez.
Okunuş kelimeleri, ayet içindeki kelime sırasıyla doğrulanmış İbranice morfoloji tokenlarına bağlanır. Açık Ketiv/Qere yerlerinde okunan Qere biçimi esas alınır; yazılı Ketiv ayrıca İbranice metinde korunur.
Vayomer yaakov elohe avi avraham velohe avi yitshak Adonay haomer elay şuv leartseha ulemoladteha veetiva imah.
וַיֹּאמֶר֮ יַעֲקֹב֒ אֱלֹהֵי֙ אָבִ֣י אַבְרָהָ֔ם וֵאלֹהֵ֖י אָבִ֣י יִצְחָ֑ק יְהוָ֞ה הָאֹמֵ֣ר אֵלַ֗י שׁ֧וּב לְאַרְצְךָ֛ וּלְמוֹלַדְתְּךָ֖ וְאֵיטִ֥יבָה עִמָּֽךְ׃
Yaakov şöyle dua etti: “Atam Avraam’ın Tanrısı, babam Yitshak’ın Tanrısı! Bana, ‘Ülkene, akrabalarının yanına dön; sana iyilik edeceğim’ diyen Adonay!
Vayehi bayom haşişi laketu lehem mişne şene haomer laehad vayavou kol nesie haeda vayagidu lemoşe.
וַיְהִ֣י ׀ בַּיּ֣וֹם הַשִּׁשִּׁ֗י לָֽקְט֥וּ לֶ֙חֶם֙ מִשְׁנֶ֔ה שְׁנֵ֥י הָעֹ֖מֶר לָאֶחָ֑ד וַיָּבֹ֙אוּ֙ כָּל־נְשִׂיאֵ֣י הָֽעֵדָ֔ה וַיַּגִּ֖ידוּ לְמֹשֶֽׁה׃
Altıncı gün iki kat ekmek topladılar: kişi başına iki omer. Topluluğun bütün önderleri gelip bunu Moşe’ye bildirdi.
Vayomer moşe ze hadavar aşer tsiva Adonay melo haomer mimenu lemişmeret ledorotehem lemaan yiru et halehem aşer heehalti ethem bamidbar behotsii ethem meerets mitsrayim.
וַיֹּ֣אמֶר מֹשֶׁ֗ה זֶ֤ה הַדָּבָר֙ אֲשֶׁ֣ר צִוָּ֣ה יְהוָ֔ה מְלֹ֤א הָעֹ֙מֶר֙ מִמֶּ֔נּוּ לְמִשְׁמֶ֖רֶת לְדֹרֹתֵיכֶ֑ם לְמַ֣עַן ׀ יִרְא֣וּ אֶת־הַלֶּ֗חֶם אֲשֶׁ֨ר הֶאֱכַ֤לְתִּי אֶתְכֶם֙ בַּמִּדְבָּ֔ר בְּהוֹצִיאִ֥י אֶתְכֶ֖ם מֵאֶ֥רֶץ מִצְרָֽיִם׃
Moşe şöyle dedi: “Adonay’ın buyruğu şudur: ‘Kuşaklarınız için ondan bir omer dolusu saklayın. Böylece sizi Mısır ülkesinden çıkardığımda çölde size yedirdiğim ekmeği görsünler.’”
Vayomer moşe el aharon kah tsintsenet ahat veten şama melo haomer man vehanah oto lifne Adonay lemişmeret ledorotehem.
וַיֹּ֨אמֶר מֹשֶׁ֜ה אֶֽל־אַהֲרֹ֗ן קַ֚ח צִנְצֶ֣נֶת אַחַ֔ת וְתֶן־שָׁ֥מָּה מְלֹֽא־הָעֹ֖מֶר מָ֑ן וְהַנַּ֤ח אֹתוֹ֙ לִפְנֵ֣י יְהוָ֔ה לְמִשְׁמֶ֖רֶת לְדֹרֹתֵיכֶֽם׃
Moşe, Aaron’a, “Bir kap al, içine bir omer dolusu man koy” dedi. “Kuşaklarınız için saklanmak üzere onu Adonay’ın huzuruna bırak.”
Vehenif et haomer lifne Adonay liretsonehem mimohorat haşabat yenifenu hakohen.
וְהֵנִ֧יף אֶת־הָעֹ֛מֶר לִפְנֵ֥י יְהוָ֖ה לִֽרְצֹנְכֶ֑ם מִֽמָּחֳרַת֙ הַשַּׁבָּ֔ת יְנִיפֶ֖נּוּ הַכֹּהֵֽן׃
Kabul görmeniz için omeri Adonay’ın önünde sallayacak. Kâhin onu dinlenme gününün ertesi günü sallayacak.
Vaasitem beyom hanifehem et haomer keves tamim ben şenato leola ladonay.
וַעֲשִׂיתֶ֕ם בְּי֥וֹם הֲנִֽיפְכֶ֖ם אֶת־הָעֹ֑מֶר כֶּ֣בֶשׂ תָּמִ֧ים בֶּן־שְׁנָת֛וֹ לְעֹלָ֖ה לַיהוָֽה׃
Omeri salladığınız gün, Adonay’a bütünüyle yakılan sunu olarak bir yaşında kusursuz bir kuzu sunacaksınız.
Haomer leaviv uleimo lo reitiv veet ehav lo hikir veet banav lo yada ki şameru imrateha uveriteha yintsoru.
הָאֹמֵ֞ר לְאָבִ֤יו וּלְאִמּוֹ֙ לֹ֣א רְאִיתִ֔יו וְאֶת־אֶחָיו֙ לֹ֣א הִכִּ֔יר וְאֶת־בנו [בָּנָ֖יו] לֹ֣א יָדָ֑ע כִּ֤י שָֽׁמְרוּ֙ אִמְרָתֶ֔ךָ וּבְרִֽיתְךָ֖ יִנְצֹֽרוּ׃
Babası ve annesi için, "Onları görmedim" dedi. Kardeşlerini tanımadı, çocuklarını bilmedi. Çünkü Senin sözünü tuttular, antlaşmanı korudular.